14 Kasım 2014 Cuma

Yeni Doğan Sarılığı Loğusanın Korkulu Rüyası...

Bilirsiniz pimpirik,paranoya,pireyi deve yapma hamilelikte basladi bende. Dogum sonrasi da tabii ki artarak deva ediyor. Dogumdan sonra 6.gunde yani 5 eylulde ilk doktor kontrolune gittik.kilo kaybi muthisti ve doktor israrla mamaya baslama 2 saatte bir emzir diyordu. Ciplakken parmagini gobegine bastirarak surdu ve hafif sarilik var dedi. Halbuki ilk gun koymustuk sapsari bir ortu yanina:)Bu arada hemsire sari giydirmeyin sarilik oldugunu anlamazsiniz dedi.cocuk meger bildigin sarariyormus.goz bebekleri,teni her yeri.

Bilirubin yani sarilik olcumu icin labaratuara indik.Ben dunyanin en sacma seyini yapip aglamaya basladim.Saniyordum ki sarilik cikacak,kizimi yogun bakima alacaklar. Evlat yarim yegenim Emir'i ilk dogdugunda baska sebeplerle 15 gun yogunbakim kapisinda beklemistik.Asya'yi da alacaklar diye korkuyordum.topuk kanini alan sukran hemsireden Allah razi olsun.beni o kadar rahatlattik ki.cougu olsun istiyormus.Allah en kisa zamanda hayirlisi ile ona da gostersin bebegini. Bunda sarilik olacak goz var mi bagirmaktan kulagimi sagir etti,isitme testine giricem dedi.

Eve geldik.1 saat sonra sonucu ogrenmek icin aradik doktoru.sarilik degil ama sinirda yarin tekrar bakalim.siz bol bol emzirin dedi.emzirdim evet ama ne yalan soyleyim accik mama da verdik.biberona alismasin diye kasikla verdik ki azcik tehlikeliymis bogazina kacabiliyormus.bir de tabii hooop sapsari kiyafetler bastan asagi. Giydirmedik de noldu?

Ertesi gun gittigimizde tekrar test yapildi.yine hemsire moral verdi.donuverdik eve.Doktoru aradik ve cok sukur dusuyordu.Sonraki bir kac gun daha sarilik devam etti.tabii bendeki stres de. Sinirda ve kontrolde kaldik ve cok sukur atlattik.

Bugun sunu soyleyebilirim ki o gunlerden doktugum o gozyasi sutumu bir mg bile azalttiysa yazik.evet sarilik da olabilir,yogun bakima da alinabilirdi bir suru cocugun basina bu geliyor.insallah kimsenin basina gelmez veya en kokay sekilde atlatirlar.daha buyuk seylerden Allah tum cocuklari korusun.

Yenidoğan Bebeklerde Turuncu Çiş mi O da Ne?

Asya'yi odamiza getirdikten sonra bir tek topuk kani almak icin babasinin nezaretinde yanimizdan aldilar. Bunun disinda hep benimle odadaydi. Surekli emzirdim,altini teyzesi buyuk teyzesi veya anneannesi degistirdi.2. Gece altini degistirirken emoş yani benim teyzem beni cagirdi.ben artik ayakta dolasabiliyordum. Bezini Gorunce bayilacak gibi oldum.Asya'nin bezinde kan vardi.Can havli ile telefona sarilip bebek hemsiresini aradim. Kocaman bir oh cektiren cevabi aldim.gordugum kan degil, bebegin yeterince beslenemediginin gostergesi turuncu cismis. Idrardaki urat kristalleri bu duruma yol aciyormus.  Hemsire dilerseniz mama verebiliriz dedi. Bir sonraki bez degisiminde de ayni seyi gorunce mama verilmesini istedim. O kadar uzuldum ki mama verildi diye.sanki bebegime zararli bir sey veriyorlardi.hemsireye o kadar kotu bakiyordum ki kizcagiz cekindi benden. Bir sure durdu ama ara ara yine geldi bu turuncu cisler. Sutum yetmiyordu, beslenemiyordu ve surekli kilo veriyordu.bir alarm mekanizmasin olarak da bebemin vucudu turuncu cis ile alarm verdi 10 gun kadar ara ara. Sonra gecti. Her vaka ayni olmaz tabii.doktor idrar tahlili istiyorsa tabiiki yapilmali.bizden istemedi.



Daha once hicbir yerde okumadigim ve duymadigim icin cok sasirmis ve uzulmustum. Aklinizda bulunsun,bilin,korkmayin diye sirf bu konuda yazmak istedim. Ayrica bebegin mama yemesi dunyanin sonu degil inanin.muhim olan onun iyiligi.her ne gerekiyorsa...tabii simdi bana demesi kolay. (O zamanlar bana bunlari soylediklerinde sinir oluyordum.siz bana olmayin.)

13 Kasım 2014 Perşembe

Minik Kuzunun Kalbi Masum Üfürüyor...

Minik Kuzunun ikinci ay rutin kontrolüne gittik 30 Ekim'de. Doktor kalbi dinleyecek,boyuna kilosuna bakacak ve aşılarını yapacaktı. 2.ay kontrolünde karma, verem,zatürre aşısını rutin olarak yapıyorlar. Doktor kalbini dinlerken normalden biraz daha fazla oyalanıp gıcıma hamilelikte 3 boyutlu ultrason yapılmış mıydı diye sordu. Tüm diğer konularda metanetli sandığım kendim Asya ile ilgili konularda kontrolümü kaybediyorum. Yolunda gitmeyen bir şeyler olduğu belliydi. Kalbinde üfürüm duyuyorum deyiverdi doktor.  Nedendir bilinmez koltuğa yığılıverdim. Şimdilik bir şey yapmaya gerek yok, gelecek ayki kontrolde de duyarsam bir eko çekeriz dedi. O kadar rahat söyledi ki. Üfürme nedir, neden olur, nelere yol açar açıklamadı bile. Ben üfürme nedir bilmediğim için kalbinde bir sorun olduğu düşüncesine takıldım kaldım. Asya aşılardan sonra kıyameti koparıp, çok ağladığı için hemen hastanenin emzirme odasına indim. Bir yandan emziriyor, bir yandan da ağlıyordum. Odadaki kadınlardan biri sordu ne oldu diye. Ben anlatınca da aynı hastanede başka bir doktoru önerdi.Can havli ile o doktorun sekreterine gidip yalvarıp doktorun odasına girdik. Olayı anlatınca muayene etmesine gerek olmadığını üfürük duyduysa üfürüğün olduğunu söyledi. Çocuk doktorluğunu bırakıp bir danışman gibi benimle konuşmaya başladı. Üfürük nedir, nelere yol açabilir açıkladı. Üfürüğün sandığım gibi bir şey olmadığını, kalbi delik olsa bile bir insanın sağlıkla yaşayabildiğini sadece Türk filmlerinde insanların delik kalp yüzünden öldüğünü söyledi. Eko çektirmek için bebek açısından hiç bir acelemiz yokmuş ama benim psikolojim için hemen gidip çektirin dedi.

Biz ancak 1 hafta sonrasına randevu alabildik ve bugün ekosu çekildi Asya'nın.  Çok şükür masum üfürme çıktı. Doktorun açıkladığına daha doğrusu benim anladığıma göre; Anne karnında akciğer çalışmadığını için farklı bir mekanizma ile kalp çalışıyormuş. Doğum ile beraber bu geçici mekanizma ortadan kalkmaya başlıyor, zamanla da tamamen kapanıyormuş. Bu geçici kanallardan gelen ses de üfürme olarak duyulabiliyormuş. Korkulacak, kalp ile ilgili bir sorun yokmuş yani. Bana da sakin ol bir sürü çocukta oluyor masumdur demişlerdi ama içim rahat etmemişti.Edebiliyorsa sizin etsin ve inşallah hiç bir şey çıkmasın.



Eko denilen şeyde ne yapıyorlar onu da anlatayım. Kasık ve karın boşluğunu elle muayene ediyor. Sonra hamileyken karnımıza tuttukları ultrason cihazı var ya onun daha minik uçlusunu kalbine yapıştırıyor. 15 dakika kadar bilmem neresi bilemem kaç milim diye ölçümler yapıyor. Sen yüreğin böyle ağzında, kalp krizi geçirmene ramak kala doktorun ağzının içine bakıyorsun ve inşallah çok şükür herkese bir sorun yok diyor.. (Mimiksiz doktorlardan nefret ediyorum. Yolunda gitmeyen bir şey yoksa accık gülümse de içimiz açılmasın dimi. )

Peki Asya ne yaptı? Benim cesur kızım duvardaki hayvanları seyretti, makinadan ses çıkınca bilgisayara ve bol bol doktorun suratına baktı. Ben sürekli arkadan şarkılarımla kendisine eşlik ettim.Hiç ağlamadan atlattık inanmazsın. Gurur duydum minik kuzumla...

6 Kasım 2014 Perşembe

Acemi Kuzu Minik Kuzusuna Kavuştu...

Sonunda beklenen gün gelip çattığında tüm dünya, etrafınızdaki her şey, daha önce yaşadıklarınız bir toz bulutuna dönüp kayboluyorlar. Tek önemli olan karnımda sürekli hoplayıp zıplayan küçük kızımın yüzünü görmek, ona dokunmak oluyor. Korkular, kaygılar, felaket senaryoları kafamda dolaşırken ne yazık ki kavuşmanın heyecanına kendimi kaptıramadım. Bu yazıda doğum için hastanenin kapısına gelişimizden devam ediyorum. Daha öncesi için tık tık .

Kurbanlık koyun gibi bize refakat eden hastane görevlisinin peşine takıldık ve odaya çıktık. İçimden sürekli kendime telkinde bulunsam da bir türlü kendimi kontrol edemiyordum. Odaya girdiğimde işin ciddiyetini daha çok anladım. Evet işte bir kaç saat sonra vuslata erecektik, kızımı kanımı canımı bu yatakta emziriyor olacaktım. Ama o bir kaç saatten o kadar korkuyordum ki. Hazırladığım süslemeler, hediyelikler, odanın dizaynı, günlerce kafa yorduğum her şey o an önemini yitirdi. Sadece içimdeki kaçma isteğini bastırmaya çalışıyordum. Derken hemşire geldi ve ameliyat önlüğünü getirdi. İğrenç mavi önlüklerden olmadığına sevindim. Puantiyeli cicili bir şeydi. El tırnaklarıma oje sürmediği için kuaförüme içimden teşekkür ettim. Çıkarmak zorunda kalmadım. Aklınızda bulunsun el tırnaklarındaki ojeye karşı çok katılar. Ayak tırnakları sorun olmuyor ama.Tansiyon, nabız derken beklemeye başladık.


Ağlamaktan gözlerim açılmasa da bu pozu vermesek bir yerimiz eksik kalırdı.


Önlüğüm güzel demiştim dimi. 
Benim küçük annem canım ablamın bana benim ona sarılışımda bin mana gizli...


Gıcımın ve annemin yüzündeki tedirginlik, heyecan hiç de belli olmuyor:p


İnsan çevresinde heyecanla gözünün içine bakan ailesi varken azcık kendini tutar da ağlamaz dimi. Yok ben böğüre böğüre ağlıyordum. Azcık sakinleşiyordum  derken gözümden yine yaşlar akıyordu. Annemle gözgöze gelince, ablamla göze göze gelince, gıcımla göz göze gelince.. kısacası nereye baksam gözümden yaşlar akıyordu. Herhalde daha önce hiç bu kadar içlenmemiştim. Asya'nın büyük teyzesi canım Emoş, halası, dedesi hepsi gözümün içine bakıyordu. gözümü tam karşıdaki saate diktim sonunda ve sedye ile geldiler. Sonrası bende hep kaçma isteği ve durmadan okunan dualar. 

Asansör direkt ameliyathaneye indiğinden herkesi geride bırakıp soktular beni asansöre. Bir hemşire bir hastabakıcı. Sağolsun hastabakıcı teyze saçımı okşadı sakinleşeyim diye. Böyle ağlarsan uyanırken çok zorlanırsın hadi ağlama dedi. Benim duama eşlik etti. Teyze de geride kalıp beni tıbbı malzeme gibi ameliyathanenin kapısına bıraktıklarında doğumdan vazgeçtim. Benim daha zamanım var dedim ama dinleyen olmadı ve sedyemi ittirmeye başladılar.

Tam anlamı ile"çenesine vurmak"olayını yaşıyordum. Kimi görsem konuşmaya başlıyordum. Amma kalabalıklar diye düşündüm. Ameliyattan uyanamayacağım korkumu herkese söyledim. Beni pek ciddiye almadan işlerini yapmaya devam ettiler. Derken doktorum geldi ve "Cüssene bak da utan ne çok korkuyorsun. Asya doğunca senin annen korkak diyeceğim"dedi. Sonda takıldı mı diye sordu doktorum. Ben yine lafa karıştım. Sonda takmayın ben tutarım çişimi dedim. Doktor dalga geçti benle, 4 litre serum verilecek akşama kadar ayağa kalkmayacaksın tutamazsın dedi. Ben lütfen tutarım diyince iyi dedi. Kesin ben uyuyunca takacaklar dedim ama takmamışlar. Çok da güzel tuttum çişimi hiç zorlanmadım. Canım doktorum benim. En son hatırladığım elimdeki sızı gözümde ise  doktorumun elinde batikonlu gazlı bez ve batikon kasesi ile hadi ama artık uyu demesi. Sonra çok derinlerden bir ağlama sesi duydum. Çok şükür doğdu ve ağladı dedim tekrar griliği boğuldum. Sonra uyandım nefes alamıyorum. Gözüm açılmıyor ve nefes alamadığımı söyleyemiyorum. Derken tekrar grilik...En son uyanışımda karnımla oynuyorlardı. Benim canım çok acıyordu. Ama hareket edemiyordum. İşte dedim korktuğum başıma geldi, tam uyuyamadım ve işte hissediyordum. Uğraşa uğraşa bacağımı kıpırdattığımda bir kadın sesi uyanıyor dedi. Çok acıyor diyebildim. Tamam flasterini yapıştrıyorum bitti dedi ve o an tam olarak kendime geldim. Herkese Asya'yı sordum.Ama sürekli sürekli sürekli...Korktuğumun aksine uyanmakta hiç zorlanmadım. Ağrı, acı hissetmedim. Çok güzel bir kız doğdu, çok iyi dediklerinde gözlerinin içine baktım.Evet hepsinin gözünün içi gülüyordu, gerçekten Asya iyiydi. O andan itibaren ameliyathaneye giren benden tamamen uzaklaşmıştım. Hiç bir acı hissetmiyordum çok mutluydum. Ameliyathanedekileri odama Asya'nın hediyeliklerinden vermek için davet bile etim. Ben gitmeden haberim ulaşmış yukarı. Bütün ameliyathane hayran kalmış bana. O kadar şebeklik boşuna değilmiş yani.

Asansörden çıktığımda odanın kapısına baktım hemen. Herkes kapıda beni bekliyordu. Beni görür görmez zıplayıp hepsi koşmaya başladı. O an onlara ne kötülük yaptığımı farkettim. O kadar kötüydüm ki giderken çok tedirgin beklemişlerdi beni. Koca bir sesle " Ben çok iyiyim" diye bağırdım. Yüzlerindeki şapşal gülümseme içime yayıldı. Ablam'ın "Ayşe çok güzel bir kızz" dediğini hatırlıyorum en net. Bir de gıcımın elimi sıkıca tutuşunu. Hiç sersem değildim, gittiğimden daha çok kendimdeydim ve geriye tek bir şey kalmıştı kızımla kavuşmak. İyi olmasına o kadar sevindim ki görmek için acele etmiyordum. sadece saate bakıyordum, ilk yarım saat emzirmesini kaçırmak istemiyordum.

Odada yatağa aldılar. Canım biraz yanmıştı. gerçekten birazcık. Geceliğimi sonra giyim dememe kalmadı bir baktım önlüğü çıkarıp geceliği giydirmişler bile bana. Herkes bir şey diyordu, herkesin yüzü gülüyordu tabii benim de. Derken o an geldi işte Asya hemşirenin kucağında geldi.

Kucağıma verdiklerinde ne yüzü, ne vücudu (Zaten eciş bücüş tuttuğun için pek de yüzünü göremiyorsun bebeğin) sadece kokusunu kazıdım aklıma. O an aklıma cennet geldi. Neden bilmiyorum ama cennetin bir kokusu varsa bundan başkası olamaz dedim. Asya yıkanmamış sadece silinmişti. Bu yüzden de tüm kokusu üstündeydi. Yine aynı sebepten beyazdı. Ağlamadım bir çok insan gibi. Mutluydum, inanamıyordum ve ağzım kocaman gülüyordum sadece.

Romantik anlara burada son verilip emzirmeye çalışma safhası başladı hemen. Cennet kokulu kızım memeyi yakaladığında odadaki tüm kadınlarda bir sevinç çığlığı peyda oldu. Memeyi tutup da emmeye başladığı anda romantik anlar yine başladı.

50 cm boyunda ve 3.670 gr agirliginda sis surat,koca sesli,cennet kokulu,mis Asya'miz dogdu.

Hoşgeldin minik kuzum, sukurler olsun...


Yazı dizimiz :) hastane günleri ve evde ilk günler ile devam edecek:)




26 Eylül 2014 Cuma

38. Hafta Bitti ve İşte Doğuma Gidiyoruz...

Sabırsızlanmak, heyecandan nefesi kesilmek ne demek hiç bu kadar iyi anlamamıştım. Son iki haftadır geceleri hiç uyuyamıyordum. Heyecandan kalbim sürekli boynumda atıyordu, korku tedirginlik beni gitgide daha gergin bir insan yapmaya başlamıştı. 28 Ağustos Perşembe günü haftalık kontrol için doktora gittiğimizde aklımda sadece doğum vardı. NST'ye bağlandım.(NON stress test Türkeçesi bebeğin kalp atışlarını ve rahimdeki kasılmaları ölçen alet) Sancılarım çok çıksın da biran evvel doğuma girip Asya'yı göreyim diye dua ediyordum. NST sonrası kağıdı aldığımda çok da sancımın olmadığını gördüm. Hani hava alanında birini karşılamaya gidersin de gelmesini beklersin de, her gelen yolcu kapısından çıkana kalbin hop eder, o olmadığını görünce omuzların düşer. Aynen bu hissi yaşadım. Doğum sabır işi derler ya doğruymuş. Sadece doğum mu doğum öncesi beklemek de tam bir sabır işi. Hem deli gibi korktuğun hem de o an gelsin diye delirdiğin bir an. Ben bu hisler içindeyken doktorun yanına girdik. Tabii ki sancın yok diyip gelecek hafta için elime NST kağıdını verdi doktor. Tansiyonum gerginlik ve heyecandan 14 9 çıkmıştı. Derken şeytana uydum ve o büyülü soruyu sordum. "Planlı sezeryan olsa ne zaman olur?" Doktorumun gözleri sanki aylardır bu soruyu sormamı bekliyormuş gibi parladı ya da ben öyle hissettim. Çünkü doktorumun kilolarımdan ve benim korkularımdan ötürü normal doğumdan hep çekincesi vardı ama ben sorana kadar hiç teklif etmedi. 38 hafta bittikten sonra yapıyoruz genelde, haftaya Perşembe yapabiliriz dedi. Hamileliğimin başından beri hem ben hem gıcım planlı sezeryan konusunda çok tepkiliydik. Sezeryan olacaksa bile Asya gelmeyi istedikten sonra olsun istiyordum. Su gelir, sancı başlar ancak o zaman sezeryan olurum diyordum. Ama söylediğim tüm şeyler gibi bu lafımı da yedim. Doktorum biraz düşünün tekrar gelin konuşalım dedi. Ama kendi tercihini de sezeryan olarak açıkladı. Yaklaşık 2 saat boyunca enine boyuna tekrar konuştuk gıcımla. Doktorun tansiyon ve hem benim hem Asya'nın kiloları ile ilgili çekinceleri tabii karar vermemizde etkili oldu. Derken aklıma geldi madem bebek şuan bile doğmaya hazır gözüküyor neden 1 hafta bekliyoruz. Eğer tıbbı açıdan bir fark yok ise neden bir hafta daha bekleyeyim ki yarın oluversin dedim.Doktorum tabii çok şaşırdı bunu duyunca. Tıbbi açıdan sıkıntı olmayacağını söyledi ve ameliyathaneyi aradı. Tabii ki ertesi gün için değil Cumartesi günü saat 14:00 için el sıkıştık. Kucağıma almış kadar hafiflemiştim. Derken anestezi doktoru ile konuştuk. Kadına o kadar saçma sapan soru sordum ki sanırım benden nefret etti. Ya uyuyamazsam ya uyanamazsam. Kafamda milyon tane soru ile ayrıldık hastaneden. O an itibari ile zaman artık benim için akmıyordu da damlıyordu sanki. Heyecan, sevinç, hüzün hepsi birbirine karışmıştı. Nasılsın diye sorduklarında ağlamaya başlıyor ve bir sürede susamıyordum. Teyzesi Asya için videolar çekmek istiyor, ben konuşmaya başlayınca göz yaşlarım sel olup tüm ev halkını boğuyordu. Son gece hiç uyumadım, kimseyi de uyutmadım. 30 Ağustos sabahı duşumu aldım, duamı ettim, kuaföre gittim ve işte yola çıktık. Yolda bize tabii ki pembe uçan balonlarımız da eşlik etti. O kadar çok korkuyordum ki radyoda çalan Vardar ovası şarkısında bile ağladım. Kalabalık bir doğuma gidiş ekibi idik. Fırsatını veya azcık yüz bulsam ben vazgeçtim diyip eve dönecektim. Ama tabii ok yaydan çıkmış Asya ile kavuşmaya saatler kalmıştı. Görmediğin bir insanı bu kadar özleyip, onu görmekten bu kadar korkmak işte benim hastalıklı ruh halim.

O güne ait fotoğrafları sizinle paylaşıyorum. Yüzümdeki gerginlik, korku o kadar belli ki gördüğünüzde siz de anlayacaksınız. Hastane kapısına kadar salya sümük geldik... Bundan sonrası artık doğum hikayesinde....

Doğumdan bir gün önce heyecandan saçmaladığım,beynime giden oksijenin minimum seviyeye düştüğü doğrudur. İşte hamile olarak son 24 saatim.


Doğuma gitmeden hemen önce giyeceği kıyafetten vazgeçen kocamın pantalonunu ütülediğim doğrudur. 





Hastanenin otoparkında tüm doğum ekibi hazır ve nazırız. Diğer araba ile gelen annem ve teyzeme korku ve heyecan dolu sarılışım...




 Bu da doğumdan önceki son düzlük. Hastanenin lobisinde işlemleri beklerken.




19 Ağustos 2014 Salı

37. Hafta Paniğe Gerek Yok Bebe Hala İçerde:)

Babyshower hazırlığı ardından gelen çıban belası ev istirahati derken 3 haftadır acemi kuzuya ulaşılamıyordu. "Yoksa doğurdun mu, sesin çıkmıyor bayadır" diye gelen mesajlarınıza çok teşekkür ederim. Heyecanımı sizinle paylaşmak ve sizden bu karşılıkları almak şu dönemde her gebenin çok çok ihtiyacı olan ilgi alaka konusunda beni oldukça tatmin etti. Şimdi bakın biz de ne haberler var.






3 Ağustos günü "Ayşe Anne Oluyor, Asya Geliyor" konseptli kız partimizi yaptık. Hediyeler, gülen yüzler, iyi dilekler,sevdiklerim ile beraber musmutlu bir gün. Elin gavuru bir şey biliyor da yapıyor bu tip organizasyonları. Bebenizin ilk organizasyonu bir kere. İnsanlar onu da adamdan sayıyorlar artık. Sevdiklerinizi bir arada görmek için de harika bir fırsat. Ayrıntıları için yazı ve fotoğraflar yakında blog'da.

Geçtiğimiz haftalardaki ayrıntıları atlamamak için 2 ayrı yazı yazdım. 35. ve 36. haftalar.Rakamların üzerine tıklayarak yazıları okuyabilirsiniz. Bunların dışında söz verdiğim hastane çantasına neler koydum yakında onu da blog'da bulacaksınız.

Bu hafta Asya'nın hareketleri iyice karakter kazandı. Mesela haftasonu babası evdeydi. Ona tepki verdiğini hiç düşünmemiştim. O kadar çok oynadı ki. Karnımda bir oyana bir buyana gitti. Topuğu olduğunu sandığım sert bir kısmını öyle bir dışarı çıkardı ki avucumuzun içinde tutabildik. Bugün yalnızdık evde. Tabii vardı hareketleri ama daha sakin. Akşam oldu da gıcım işten geldi, başladık sohbete bizim kız yine coşmalarda. Demek ki neymiş bu kız babacı olacakmış. Gıcımı tembihledim, doğumdan sonra ben hemen yanında olamazsam, sezeryan vb durumlarda hep yanında olsun ve konuşsun onunla.

Perşembe günü sabahtan randevumuz var. NST ve yeni doktor maceramızı size yazarım. Doğum şekli ve tarihi ile ilgili bir ipucu da gelebilir bu randevuda. İnşallah iyi haberler ile geliriz.


36. Hafta ve Mahlukat...

İş bu yazıda kasığımda çıkan çıbanın adı mahlukat olarak anılacaktır.Aman Allah'ım nasıl bir hafta geçirdim ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Doktorum bile halime acıdı.Bu mahlukat çeşitli zamanlarda vücudumun çeşitli yerlerinde çıkan devası sivilce olarak da tabir edilebilecek, hiç de sevimli olmayan çıbandır. Antibiyotik içimi ile tedavi süreci hızlanıp 2,3 gün içinde patlayıp hayatınızı tekrar yaşanır hale getirir. İltihap nedeni ile vücudunuzun ateşi yükselir, halsizleşirsiniz, sizi hasta eder. Tüm bunlara katlanırsınız katlanmasına ama oynak bir yerinizde ise yürüyemezsiniz, yatamazsınız, oturamazsınız, yiyemezsiniz, içemezsiniz,uyuyamazsınız. Yine normal şartlarda giriş gelişme sonuç kısmı toplam 1750 mg antibiyotik tedavisi ile beraber 3 günde biter. Ama hamileyseniz ve ilaç kullanımına benim kadar karşıysanız hayatınız 1 haftalık bir cehenneme döner. Çıbanın acısını çıbanı bilen anlar diyorum başka da bir şey diyemiyorum.

Tam 1 haftadır uyku uyumadım ve her gün güneşi salondaki koltuğun üzerinde doğurdum. Acıdan saatlerce ağladım ne kadar koca karı ilacı varsa hepsini denedim ve mübarek Cuma günü bu dertten kurtuldum.

Çıban için denenebilecek iki yeni  koca karı ilacını sizinle paylaşayım:

1. 1 kaşık una krem kıvamına gelecek kadar bal ekliyorsunuz ve çıbanın üzerine sürüyorsunuz. Bunu Osmanlı'da kullanıyorlarmış sanırım.

2. Lokum derler ama daha önce bende işe yaramamıştı o yüzden bu sefer çikolata denedim. Çiğneyip üzerine koyuyorsunuz. Evet biliyorum çok iğrenç.

3. Bol bol onu sevmediğinizi, istenmediğini dile getirin:)

Tabii doktora gidin antibiyotik verirse için veya sürün.

Perşembe günü doktor randevumuz vardı. Anne 1.76 cm baba 1.83 cm olunca Asya'da accık uzun doğacakmış. Ayakları için de 35 numara dedi doktor ablası. Koca ayaklı kızım benim. Bu haftalarda çoğu gebede denge kaybı nedeni ile düşme vakaları çok oluyormuş. Aman hepimiz dikkat edelim. Hareket takibinin ise ayrı bir önemi varmış. Azalma veya farklılaşma olduğunda doktora başvurmak şart. Artık haftalık kontrollere geçtik. Her Perşembe önce NST'ye bağlanıp sancılara bakacağız, sonra da doktorumuza görünceğiz.

Doğum yaklaştıkça artan heyecan merakı da tetikliyor. Her gece rüyamda Asya'yı emzirir görüyorum kendimi. İnşallah emzireceğim günler yakında. O zamana kadar bol bol uyuyayım diyorum ama ne mümkün. Her saat başı tuvalete gitmek için uyanıyorum, aradaki yarım saatlerde de ya Asya oynuyor oluyor ya da dönmek istediğimde kasıklarımdaki ağrı beni uyandırıyor. Gebeliğinin son zamanlarında olan birine siz siz olun bol bol uyu demeyin. Çünkü artık cezai ehliyeti yok. Uykusuzluk çektiği günlerden birinde sizi boğabilir.

Ayaklarım değil ama ellerim baya şişti. Alyans filan takmak ne mümkün.Bu hafta saçımı bile taramadım gerçi ama:)Mide yanmaları kendinden geçti. Bu hafta gebelik ile ilgili hep bebek aşağıya indiği için mideniz rahatlar diyor ama benimki baya azdı. Günlük 2 yudumluk ilacımı aldım mecbur. Doktor 4 5 kereye kadar içebilirsin demişti. Ama tabii ben 2 yi çok geçmiyorum.

Tüm bunların dışında artık çantamız kapıda, elimiz karnımızda.




35. Hafta ve Benim Televizyon Maceralarım...

Babyshower'ı atlattıktan sonra Pazartesi günü dinlenip Pazartesi koştur koştur doktorumuza gittik. Artık iyice büyüdüğünü ve kasıklarımın altında ağırlaştığını hissediyordum. 35. hafta itibari ile artık her an doğurabilirim psikolojisine girdim. doktor hemen muayeneye aldı. Kızımızı inceledi maşallah kilosunu boyunu kalbini midesini safra kesesini ve bilimum organlarını beğendi. Ben tabii beklenen şeyi sordum. Ben bu çocuğu baya aşağıda hissediyorum, normal mi? İşte benim gibi bir manyaa söylenmemesi gereken şeyi söyledi doktor ya da ben öyle sandım. "Evet normalde olması gereken yerden daha aşağıda, 2 hafta sonra burda olmasını bekleriz, zorunda olmadıkça ayakta kalma" dedi ve işte o an benim kafamda deli senaryolar vuku buldu. Ama siz siz olun benim gibi yapmayın diyorum. Şuan hafta 37 ama hala aşağıda ve doğmadı:) demek ki neymiş bebek aşağıda demek birazdan kafası çıkacak demek değilmiş. Ama işte benim için ev istirahati o an başladı. Tabii ki doktor öyle bir şey demedi. Ağrın yoksa sabah akşam yarım saat yürüyüşünü yap dedi. Ama işte bu kafa çıktı çıkacak korkusu yürüyüş harici o hafta beni televizyona bağladı.

Televizyon işi baya mesaisi ve kuralları olan ciddiyetli bir iş. Programını iyi yapman, doğru zamanda doğru kanalda olman lazım yoksa abuk subuk eski dizilere televizyon filmelerine mahkum kalırsın. İşte benim prıogramım. Yazacaklarım bir yana Allah razı olsun, dizileri çeken yayınlayanların elleri dert görmesin. Benim ki eleştiri değil bilakis takdir kışın tüm dizilere devam edicem inşallah.Yoksa napardım bütün gün evde.

"Kitap oku canım ne televizyonu sende"dediniz duydum ama öyle olmuyor işte. televizyon gerçekten insanın beynini uyuşturuyor ve şuan gerçekten ihtiyacım olan şey bu. Roman okuyup başka dünyalara açılasım yok. Benim dünyam Asya ile öyle dolu ki... Kişisel gelişimdi, çocuk bakımıydı bıdbıdları için ise kafam yeterince yorgun. Hayatımda daha önce böyle bir dönem olmadığı ve ikinci hamileliğin de Asya'dan ötürü bu kadar tembelce geçemeyeceği için şimdilik bu halime bayılıyorum. Tüm bunları yaptığım köşem ve ben.


Sabah kalkıp bütün kış izlemeye direndiğin hakimanım ve Mahir'in aşkına maruz kalıyorum. Evet artık bende herkes gibi savcı acılar içinde ölsün istiyorum. (izleyenlerden biliyorum öyle de ölüyormuş) Arkadaş niye bu kadar kötüsün, gidip niye sırf Mahir'in eski nişanlısı diye Ayten'e tecavüz ediyorsun. Zaten olmazdı olum onlar Mahir'le, aralarında 1,5 metreye yakın boy farkı var,yanlış hesap dönecekti Bağdat'tan. Hakimanım gözlerini belerte belerte mahir'e bakıyor, Mahir de böyle ciğere bakan kedi gibi ona bakıyor ya işte arkadan da o meşhur müzik...kesin illümünati bir şey yapmış insanın gözünden yaşlar süzülüyor, sel oluveriyor. Son bölümde arabaları patlıyor hangisi ölüyor bilinmez arkalarından kötü konuşmak gibi olmasın ama ay o torun Nazif ne sevimsiz çocuk. (çocuğa lafım yok, onu sevimsizleştiren senaristlere lafım) Hiç sevmem öyle büyüklerin her lafına karışan çocuk. Çocuksan çocukluğunu bil. Yok ben dedemi istiyorum, yok babam da bizimle kalsın, yok siz beni çocuk mu sanıyorsunuz, yok karadayım öyle yapmaz böyle yapar diye karakola filan gitmeler ağzına çarp otursun. Ay bi de hamileyim böyle hormonlar tavan yapmış. üzmeyin çocuğu diye sosyal hizmetlere haber vericem nerdeyse. Baba var kumarcı Allah'ın eziği, dede var savcı ne kadar kötüyse adam gerçekte olamayacak kadar iyi. Yıllar önce cinayet işlemiş ona bile inanamıyorsun. Anane desen tam dram kadının hayatı. kocası hapis idam cezası almış, oğlu tutuklanmış hapisten kaçmış, öteki oğlu mafya olmuş, damat kumarcı alkolik ama kadın hababam yemek yapma derdinde. her gün de var mutlaka bir kap yemeği sofraya koyacak. Hayranım yani. Böyle böyle saat oldu 12:00. E bir Ender Saraç bir kahvaltı toparlama bir candy crash bir Hay day derken saat 14:00'de Medcezir başladı...



Bütün kış Cuma geceleri Yalan Dünya'dan başka dizi mi olur yea diye izlemediğim konusundan bile bir haber olduğum dizi. Amanın ne çok şey kaçırmışım. Ne kadar da güzelmiş. O Sude'nin, o Mira'nın kıyafetleri, o Ender'in saç rengi, o Selim'in peygamberliğe bir tık kalmış ulviliği (Kendisini kerpeten Ali'den çok severiz zaten) o evler, o arabalar, o dünyanın problemine rağmen güzelliği yitirmeyen çekim kalitesi yüzünden üzülemiyorsun bile. Ama favorim Mert demeden geçemeyeceğim. tam köyün delisi. Kasıntı Yaman'a onbin kere tercih ederdim gençken. Şimdi artık geçti bizden oğlum olsa öyle olsun isterim:) Oh ne güzel hayat yea derken saat oldu 17:00. Amanın şu yeni kuaför yarışması.



Yahu memlekette ne kadar çok değişik kuaför varmış, gerçek mi bunlar diye hayretler içinde bakarken müptelası oluyorsun. Adamın yapacağı saçı bir önceki günün fragmanında hangi akla hizmet bilmiyorum ama gösteren Star TV'ye rağmen merakla izliyorsun. Merak ettiğin adamların konuşmaları. Adam seperasyon, point,ombre diyor ve bunları sanki latince organ adı söyler bir eda ile terim olarak yutturuyor. Biri bu adamlara arada kullanılan ingilizce kelimlerin onları bilgili değil komik gösterdiğini söylemeli. Geçen bir tanesi önce müşteriye özgüven vermeli dedi. Yani türkçe öğretmeni değilim, psikolog da. Ama müşteri özgüveni çocukken ailesinde alamadıysa elinde makaslı bir adamdan 3 saat içinde nasıl alsın. Güven demek istedi anlaşılan. Ama güven sıradan bir kelime, ama özgüven öyle mi. Daha karizmatik. Ama olsun saati yaptı 19:00. Gün bitti. Bu arada Star TV'de çalışan tanıdığı olan varsa Allah rızası için şu yeni dizi Reaksiyon dizisinin fragmanlarını değitrtsin veya daha az yayınlanması konusunda uyarsın. Yakında huniyi takıcam kafama. Reklama girmeden önce tak yayın duruyor ve susmayan sinir bozucu çalan bir telefon sesi...

31 Temmuz 2014 Perşembe

34. Hafta ve Küçük Hormon Cadıları...

Son günler bazılarına bir türlü geçmez diyorlardı ama benim herşeyim anormal olduğu için zamanım da yavaş değil çok hızlı geçiyor. Her hafta aynı şeyi soruyorum ama yine soracağım ne ara 34. hafta oluverdi. Artık internette çoğu yazı diyor ki bebek bu hafta doğsa bile kısa sürede 9 aylık bebekleri yakalayabilecek güçtedir. İşte bu insanı hem bebeği olacağı fikrine iyice hazırlıyor. Bizim 8 mm kesesi olan küçük hanım artık dünyaya gelmeye iyice hazır. E bizim hazırlıklarımız da son sürat devam ediyor.Hastane çantası eksikleri alınıyor, odanın eksikleri tamamlanıyor, doğum süslemeleri bitiriliyor.



Artık bu hafta şu oluyor bu oluyor demiyor kimse. Artık minik yavrularımız kilo alıyor, akciğerlerini geliştirip anreman yapıyor ve anne karnının keyfini çıkarıyorlar. Bu kadar... Ama bakalım biz de ne oluyor?

Acemi kuzu olarak şunu söyleyebilirim ki küçük hormomanyak kadınlar beynimi ele geçiriyor. Arife günü  gıcıma dünyayı dar ettim. Sebep; Ben ölürsem Asya'yı ananesine bırakıp kendi hayatına dalma. Evmizde odasında yaşasın, senin yanında büysün. Bir de sakın çocuğumun başına üvey anne getirme. Tabii ki hiç bir mantık çerçevesinde değerlendirilemeyecek, talihsiz açıklamalar ama napim ben yapmadım hormon cadıları yaptı. Dün ise bir kaç ninni öğreneyim diye internette neler var diye baktım. Amanın ne çok anlamlıymış ninniler. Günün dünden güzel olsun, sevdiğin ve sevildiğin bir hayatı sür bebeğim diyor ben böğüre böğüre ağlıyorum. Pardon ben değil hormon cadıları.

He bir de paronayak gebe iş başında 2. kısım (1. si için bakınız) Cuma akşamı doktora gidip benim karnımın altı çok ağrıyor dedim. NST'ye bağlayıp sancım var mı diye baktılar. şükür bir şey yok. Ultrasonda kızımın başını bulamadı karnımda. Meğersem o kadar aşağıdaymış ki kafası ağrıyı da o yapıyormuş. Doğum yoluna girmiş mi dedim yok dedi. Ama inan bir tık ötesi dünyaya hoş geldin noktasındayız. İşte bu yüzden de azcık yorulunca bizim kız kafa atıp canımı yakıyor herhalde. Doktora gittim rahatladım döndüm çok şükür eve.

Ayaklar eller şişiyor, hissedilen hava sıcaklığı 60 derecelere ulaşmış durumda, bir galon su içip, 15 dakikada bir tuvalete gidiyorum, gece her dönüşte uyanıyorum ki 20 dakikada bir nerdeyse, 2 adım yürüyorum hemen ağrılar başlıyor yoruluyorum, gıcım açılın ağır vasıta geliyor diyor, onu demese penguen diyor, sokakta insanlar her an doğuracağım diye dehşet içinde bana bakıyorlar, sigara kola içemiyor salam yiyemiyorum.... 

Ama bunlardan şikayet mi ediyorum? Hayır. Edemem de nankörlük edemem. Tek duam Allah'ın emanetine hem şimdi hem de sonra en iyi şekilde sahip çıkıp, bakmak. Sağlıkla ve hayırlısı ile kucağıma alıp, ona iyi bir hayat verebilmek. Hep dediğim gibi ben tahtını yapayım da bahtı Allah'a emanet.

21 Temmuz 2014 Pazartesi

32. Hafta ve Doğum İzni...

Kah güldük kah ağladık, çok şükür bugünlere erdik. 32. haftayı arkamızda bırakarak 33. haftaya Asya karnımda fıkırdayarak girdik. 32. haftanın önemi çalışan bir gebeyseniz artık ense yapma vakti geldi demektir.Benim yaptığım araştırmaya göre doğum izni dedikleri öncesinde 8 hafta sonrasında 8 haftadan oluşan bir izin. Çoğu çalışan gebe doktor izni ile doğum öncesi iznini 37. haftadan başlatıyor ki doğumdan sonra bebeği ile  hafta daha fazla zaman geçirebilsin. Ama bu işin normali . haftada bir çalışamaz raporu almak. Maaşınızı tabii çalıştığınız yer değil devlet belli miktar aralıklarında ödüyor. Ben sigorta primimi kendi ödeyen bir esnaf :) olduğum için bu hafta rapor işini halledeceğim.





Devlet işleri ile ilgili açıklamaların ardından gelelim işin psikolojik boyutuna. Artık devlet bile sen gebesin dinlen azcık kadın, evde ense yap, beben yola çıktı geliyor diyorsa gerçekten doğuma az kalmış demektir. İşte bu sebepten kafamda çanlar çalmaya başladı. Doğum ile ilgili komplo teorileri yüzüstüne çıktı. İşte bu sebeplerden gece uykuları haram oldu.Yastığa başımı koyar koymaz acaba doğum nasıl olacak görüntüleri gözümün önüne gelmeye başlıyor. Bu huzursuzluk Asya'ya da yansıyor ve başlıyor balık gibi oynamaya. Düşüncelerden çok etkilenen bebekler olabiliyormuş. Acile gittiğimde bir doktor söylemişti. Doğum sancılarını nasıl olacak diye hayal ede ede kasılmalarını başlatan bir hastası olmuş. O yüzden siz siz olun ben gibi uykusuz kalırsanız oyalanacak başka bir şeyler bulun. Dün gece bir kitap yazsam konusu ne olur diye düşüne düşüne ezandan sonra ancak uyuyabildim.

32. haftanın bu önemi hazırlıklara da yansıdı tabii. Odası gelip yerleşen Asya'nın çeyizleri geldi ve yıkanıp, ütülenip dolabına yerleştirildi. Doğumda gelen konuklara verilecek hediyelerin hazırlıklarına hız verildi.Bu esnada doğum çantasına koyulacaklar koyuldu ve eksikleri için liste hazırlandı. Şimdilik koyduklarımın listesi:

* 4 adet Asya'ya takım
  Her takım şunlardan oluşuyor. Çorap,şapka,eldiven,üst zıbın, alt, battaniye,ağız mendili)
* Ekstra tek olarak şapka eldiven ve tek alt
* Islak Mendil
*4 adet gecelik (2 beyaz,2 pembe)
* 2 adet Emzirme sütyeni (hastanede bir süpriz ile karşılaşmamak için mutlaka önceden deneyin)
* 6 adet yüksek belli babane çamaşırı (sezeryan ihtimaline karşı paçalı donun bir tık daha az çirkinlerinden)
* 6 adet çorap (yaz günü de olsa benim ayaklarım üşür:)
* Hijyenik ped

Eksikleri tamamladıktan sonra fotoğrafları ile beraber hastane çantası için ayrı bir yazı hazırlayacağım.

Artık iyice ağırlaştım. Doktor bile kasıklarında ağrın varsa yürüyüşüne ara ver dedi. Hala işe gidip geliyorum ama ne kadar daha izin verir bizim kız bilemem. Güzel haberler vermek üzere görüşürüz.

15 Temmuz 2014 Salı

Küçük Kuzu Asya'nın Odası

Sizlerin merak ettiği benim de uzun zamandır yazmak istediğim bir konu Asya'nın odası. Şimdi zamanı geldi ayrıntıları paylaşmanın....


Balerin konseptini çok beğenmiş hatta daha önce fotoğrafını paylaşıp sizin de düşüncelerini sormuştum. Ama gel gör ki insan ilk başta yola hangi niyetle çıkarsa sonunda yine ona varıyor. Balerin konseptinin çok da beni ve Asya'yı yansıtmadığına karar verip kuzu konseptine geri döndük. Modoko'ya yaptığımız 2 haftalık ziyaretin sonunda tam da istediğim formda kuzu bulduk. Uçan bebe'den Hüseyin Bey kapıdan girdiğiniz anda ilk bir kaç cümlede sizin ne istediğinizi anlayıp o şekilde yönlendiriyor. Böylece karar vermeniz de kolaylaşıyor. Boyası ve malzemesinin bebek için uygun olması konusunda ise ilk andan itibaren kendisine güvendim. Mobilyalar eve geldiğinde bunu çok daha iyi anladım. İnsanların sürekli şikayet ettiği bir türlü çıkmayan boya, mobilya kokusunu hiç yaşamadım çok şükür. İlk hafta sonunda belli belirsiz bir koku kalmıştı.

Mayıs sonunda verdiğimiz siparişi 30 Haziran'da teslim edeceklerini söylediler. 2 gün de önceden gelip 1 saat içinde monte edip gittiler. Böylece ramazanın ilk günü Asya'nın odası gelmiş oldu. Bir önceki hafta odasını şirin pembe'ye boyatmıştık zaten. Hazır nazır bekliyorduk. Sadece perisini koyacağımız duvarı beyaz olarak bıraktık. O da Allah'tan son anda aklıma geldi. Tabii oda gelmeden 1 saat kadar önce odasının boş halinde fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedik.




Mobilya, badana gibi konularda çok fazla titizlenmenin aksilikleri beraberinden getirdiğini çok sefer yaşadığım için Asya'nın odası konusunda çok pimpiriklenmemeye karar vermiştim. Mobilyayı seçene kadar stresliydim ama sonrasında hiç üzerinde düşünmedim. Sadece heyecanla bekledim. Ya bu sefer pimpiriklenmemeyi başardım ya da gerçekten içime sindi.

Mobilya mağazasından içeri girer girmez daha nce internette ayna olarak hazırlanmış halini gördüğüm yıldız üfleyen periyi gördüm duvarda. O anda en çok istediğim tek şey o oldu. hani böyle dolabi olmasa da olur ama duvarında yatağının üzerinde perisi olmalıydı. Zaten her yere ismini yama takıntım da olduğu için yıldız üfleyen perinin altında Asya yazısı tam istediğim şeydi.




Derken arkamı döndüğümde ne göreyim bir ayna. Tam benim sevdiğim tarz. bebek odasında ayna gerçekten hiç düşündüğüm bir şey değildi. Ama benim istediğim bembeyaz mobilyalara  çok yakışacaktı. Derken aynayı da koydm kafama. Şifonyerin üzerinde ayna fikri böyle aniden oldu anlayacağınız. Aynanın arkasına yapılan ledler ise pek bir havalı oldu. kullanır mıyım bilmem ama gece lambası gibi kullanılabilir. Şifonyerin züerinde gördüğünüz gece lambası ve ikinci fotoğraftaki avize aynı kuzu konseptinde. Asya anneden önce meee derse şaşırmam yani:)




Dolap ve yatakta ise mümkün olduğunca sade modeller seçmeye çalıştım. Varaklı, dolambaçlı hem Asya'yı hem de temizlerken beni zorlayacak şeyler istemedim. Dolabı 3 kapılı aldım ama eve gelince gözüme küçük gözüktü. malum o kadar kıyafeti nereye sokacağım stresi aldı beni. 4 kapılı alsam daha iyiymiş ama napalım. yatağımızın altının bazalı olması ve şifonyer çekmeceleri umarım beni kurtarabilir:)


Halı konusu ise en son değil ilk halledilmişti. 1 sene önce Asya'nın daha esamesi okunmazken annem ev hediyesi oturma odamıza bir halı almak istemişti. Ben tabii aşağıdaki halıyı görür görmez tutulmuş ve başka hiç bir şeyi gözüm görmemişti. demek ki her şeyin bir sebebi varmış. Aynı kuzulardan bulunup oda ile tam bir uyum içinde yerdeki yerini aldı.


herşeyin bir anda tastamam hazır olması beni stere sokacağı için henüz tül, perde konusunu halletmedim. Ama bu hafta içi onu da halletmem gerekiyor.

Mobilya kokusu da kalmadığı için artık ufak ufak kıyafetlerini yıkayıp, yerleşmtirme işine de başalyabiliriz. Tül perde kıyafet ve yatak tekstilli son halini umarım tekrar sizinle paylaşmak nasip olur.

12 Temmuz 2014 Cumartesi

31.Hafta ve Hokka Burun

Nasıl oldu karnım bu kadar büyüdü, Asya'nın hareketlerini nasıl bu kadar net hissetmeye başladım, ne zaman karnım bu kadar büyüdü derken "ay ben gerçekten hamile miyim" sorusu baki kalsın 32. haftaya geldik. 32. haftanın özelliği nedir diye merak edenlere açıklayayım. Eğer kurumsal bir iş yerinde çalışıyor olsaydım doğum iznine ayrılma vakti gelmişti. İşte bu da demek oluyor ki doğuma artık iyice yakınız.

31. haftamızda neler yaşadık şimdi onlara bakalım.

* 1 aylık hasretin ardından doktor kontrolümüz vardı. Yine doktoru canından bezdiren sorularım ile beraber karşısındaydım. Ultrasona girdik ve Asya karşımızda. Hep sırtı dönük ve uyuyor olduğu için bu sefer randevuyu akşam saatlerine aldım. Sabah insanı olmayan babası ve ben gibi kızımda sabahları sevmiyor. Şükür artık yüzünün bir kısmını görebildik. Elini dizi herşeyi yine kafasındaydı ama en azından okka burnunu su içerken ağzının hareketlerini gördük. Çok net bir görüntü alamadık ama yine de "ay bak burnuna" diye herkese gösterdiğim ultrason görüntüsünü sizinle de paylaşıyorum. Geçtiğimiz ay 3,5 kg aldığım için doktor artık net bir dile uyardı. Böyle giderse büyük ihtimalle normal doğum yapamayacağız. Kısmet bakalım o gün neler olacak



*Tüm gebeler gibi benim de rüyalarım artık farklı bir boyut kazandı.Artık macera rüyaları değil doğum ve bebekli rüyalar görüyorum. Ama neyseki hepsi hormonlardan kaynaklanıyormuş. O yüzden hayra yorup geçiyorum.

*Artık karnımda bir karpuz taşıyormuşum hissi gelmeye başladı. Çok fazla oturunca boşluklarım ağrıyor. Çok fazla yürüyünce kasıklarım ağrıyor. Ama gezmekten çalışmaktan geri kalıyormuyum? Hayır...Alışveriş merkezlerinin kabinlerinden kendimi alamıyorum. Şimdiden doğumdan sonra ne giyeceğim telaşı aldı. Bir de uzun zamandır geçmiş olan alışveriş hormonları tekrar harekete geçti. Asya için alacak bir şey kalmadığı ve sıcaklıklar 50 derece olduğu için efil efil şeyler gerekiyor, ne yapayım?



Son 31. hafta göbeği


*Dönüşleri o kadar net ki artık bazen bir kaç organımın yerini değiştirdiğini sanıyorum. Hareketleri mutluluktan mı sinirden mi anlamıyorum. Ama benim kanım hareketten sonra sabit durduğumda çok daha hızlı hareket ediyor. Ben hareket ettikte uyuyor herhalde.

*Erken doğum senaryoları bu dönemin en sinir edici konusu. Geliş zamanını tamamen bebek seçtiği daha doğrusu Allah bildiği için tıp burda çaresiz kalıyor. hareket et diyorlar, hareket ediyorsun  yollarda doğuracaksın diyorlar. Sen de ne yapacağını bilemez halde sadece dua ediyorsun. Benim doktorum 31. haftada doğum yapmış ikinci çocuğunu. Erken doğum korkularımdan bahsettiğimde şuan doğsa sadece biaz küvezde kalır. Ama başarabilir diyerek içimi rahatlattı. Düşüncelerimi uzaklaştırmaya çalışıp, Allah'a emanet diyerek erken doğum konusunu böylece kapatıyorum.

*32.hafta çalışanların sgk'ya vermek için rapor alması gereken bir hafta aman unutmayın. Gelecek hafta ben de doktordan bu raporu isteyeceğim.

*İdrar konusu bu hafta iyice çileden çıktığım bi hafta. Sürekli bir insanın tuvalete gitmesi mi gerekiyor. vallahi öyle. Daha banyodan çıkmadan tekrar geliyor. Bebek o kadar ağırlaşıyor ki mesanede yer kalmıyormuş. Bu da normal yani. 

* Bu kız rapunzel gibi saçlarla doğacak sanırım. Eskiler doğru söylüyor ise ve mide yanmaları saça delaletse bizim kız baya bir saçlı geliyor. Yemekten 1 saat sonra başlayan bu mide yanmaları yemek borumu yakacak galiba sonunda. Böyle yemekleri yicem ve mide ile bağlantı olmadığı için direk organlara yayılacaklar. kadar yanıyor yani. Dha bilimsel açıklamak gerekirse doğuma hazırlanan vücuttaki hormonların ve büyüyen rahmin etkisi ile midedeki asit yukarı doğru hareket ediyormuş. Tüm diğer şeyler gibi bir süre sonra u da geçecek. ,ilaç alma konusuna çok sıcak bakmadığım için bu yanma haşlanma ne derseniz işte o hissi kendi başıma atlatmaya çalışıyorum. Kavun iyi gelir diyorlar bu hafta deneyeceğim ve sonuçları paylaşacağım.

*Uyuyamama problemi. Bir hamile olarak hava 30 derece ise benim hissettiğim sıcaklık 50 derece olduğu için geceleri uykular haram. E bana haram da gıcıma helal eder miyşm. Onun da burnundan getiriyorum. Ah uh diye diye kalkıp salona gidiyorum. Televizyonda hiç bir şey yok, kitap okuyayım desen e uyumak istiyorsun ertesi gün iş var güç var. Öyle böyle derken uyuyorsun. Ama işte doğumdan sonrada uyuyamayacağını düşününce zombi hayatına şimdiden geçiş yapıyorsun. Buna geçici demek isterdim ama sanırım bebek ile beraber uykusuzluk daha da artacak.

*"Asyaaaa...Güzel kız" sözlerinden oluşan saçma melodili şarkımı günde bir kaç kere karnımı ovalayarak söylüyorum. Bu küçük çaplı testimin sonucunu doğumdan sonra sizinle paylaşacağım. bebekler anne karnını hatırlıyor ve ordaki sesler ile sakinleşiyor ise bu muhteşem bestem çok işime yarayacak:)

2 Temmuz 2014 Çarşamba

30.Hafta ve Koca Kız Olduk Biz!!!


30. haftanın içinde olduğumuz bu güzel Çarşamba günü neler oluyor sizinle paylaşmak istedim. 10 20 derken geldik 30. haftaya... Hamileliğin balayı dedikleri 2. dönem biter bitmez şikayetlerde güzel şeylerde artmaya başladı.Şöyle bi göz atalım...

Termostatımda bozukluk olduğu doğrudur. Akşam ay ne sıcak bayılacağım dediğimde gıcımın yok ya bana öyle gelmiyor demesi ile bunu farkediyorum. Gebeler ile nasıl konuşulmaza bir madde ekleyebiliriz dimi..


30. hafta göbeği

Mide ağrıları ve ilk aylardakine benzer mide bulantıları başladı. Böyle saçma bir şekilde uykudan kusma hissi ile uyanıyorum. Kızım oynama şu mide kapakçığı ile diyip geri yatıyorum. Benim uslu kızım bazen dinliyor beni. şaka bir yana doğumu kolaylaştırmak için pelvik kasları gevşeten hormanlar da bu mide yanmalarına sebep olabiliyormuş. Yine bizden habersiz hatta bize karşı vücudumuz rahat bir doğuma hazırlanıyor. ne mucize...Her okuduğum şeyde 1000 kat daha büyüleniyorum.

Artık karnım şişko bir kadın zannedilemeyecek şekilde bebeğe benziyor. İşte bunu ben pek seviyorum. Elim göbeğinde, karnımı çıkara çıkara kızımla geziyoruz sokaklarda.

Şuan itibari ile hamileliğimin başından beri aldığım kilo 10 kg oldu. Son 3 kilo hakkım kaldığı için azcık tedirgin olmaya başladım.

Bebeğimin artık dünyaya gelmek istediğinde yaşamak için daha çok şansı olacağını bilmek insanın içini rahatlatıyor.

Her ne kadar poposu bize dönük olduğundan yüzünü göremesem de gözlerini açıp kapamaya başlamış olması yüzümde gülümseme yayıyor.

Elimi karnıma koyduğumda küçük hanım uyumuyor ise elimin olduğu tarafa doğru hareket ediyor. Dışardan bile belli olan bu hareketi her seferinde gözümün dolmasına sebep oluyor. Sulu gözlü anne mi olacağım aman Allah'ım.

Boyunun yaklaşık 40 cm kilosunun ise yaklaşık 1,5 kg'imiş. Haftaya doktor randevusunda umarım yüzü bize dönük olur da tam bilgilerini sizinle paylaşırım.

Bayan kurt kadın şuana kadar vücudunu kaplayan kılları dökmeye başlamış, artık ısısını kendi ayarlamaya başlıyormuş. Ay şu tüğ dökme olayı hayat boyu devam etse iyimiş.

1 Temmuz 2014 Salı

Pegasus, çocukların hayallerindeki tatili Dünyanın En Güzel Hediyesi’ne dönüştürüyor.

Pegasus’un yeni uçaklarına kız çocuklarının isimlerini verdiğini biliyor muydun?

İlk duyduğumda beni çok şaşırtan çok da mutlu eden bu bilgiyi sizinle paylaşmamın çok güzel bir sebebi var!

Pegasus Aile Bireyleri arasındaki geleneği 2011 yılından bugüne misafirleri ile paylaşan ve yeni uçaklarına kız çocuklarının ismini veren Pegasus, kampanyaya bu sene harika bir sürpriz daha eklemiş ve Dünyanın En Güzel Hediyesi’ni kız çocuklarına vermek için tatlı mı tatlı bir yarışma başlatmış!

Düzenlenen resim yarışması ile kız çocukları “hayallerindeki tatilin” resmini çizecek, Pegasus'un yepyeni uçağı seçilen resimle boyanacakmış. Üstelik o uçağın ismi de yine o minik kızın ismi olacakmış.  

Kızının hayalindeki tatili gökyüzüne taşımak senin elinde! Dünyanın En Güzel Hediyesi’ni kızına vermek için dunyaninenguzelhediyesi.com’a tıkla, yarışmaya katıl.

Benim minik kızım resim yapamayacak kadar küçük ama ona da Dünyanın En Güzel Hediyesi’ni vermek istiyorum dersen de ucagaisimver.com adresinden çekilişe katıl, kızının ismi yepyeni başka bir uçağa verilsin. Düşünsene kızının adı göklerde gezecek! Gerçekten de ona verebileceğin #engüzelhediye.  

Dünyanın En Güzel Hediyesini kızına vermeye hazırsan, istikamet www.dunyaninenguzelhediyesi.com :)

Bir boomads advertorial içeriğidir.

30 Haziran 2014 Pazartesi

Doğum ve Yeni Annelik Üzerine Gebe Eğitimi

Günler öncesinden size duyurduğum gebe eğitiminin ayrıntılarını yazmak için ancak vakit bulabildim. Çünkü ertesi gün söylemesi çok ayıp olacak ama adaya gidip şezlong ve deniz ikilisinin kucağına bıraktık kendimizi. Dönüş vapurunda kemençe çalmaya başlayan genç çocuk yolculuğumuzu şenlendirdi. Hep bir ağazdan şarkılar söyledik. hafta sonu ise sıkı durun Asya'nın odası geldi. Ayrıntıları ve fotoğrafları çok yakında blog'da olacak. Şimdi bakalım doğum ve sonrası ile ilgili neler öğrenmişiz...


Eğitim Şart



 Yine 50 faktör koruma ve tamamen kapalı ve gölgede gebe vücudu


Teknede sıkıştırılan yeğen pozu

O kadar çok soru sordum ki; doktora gına geldi ve sanırım en çok siz korkuyorsunuz dedi. E tabii korkuyorum cevabı üzerine bir şey diyemedi tabii. Seminerde doğumhane hemşiresi, kadın doğum doktoru, anastezi uzmanı, diş doktoru, fizyoterapist, çocuk doktoru ve yeni doğan hemşiresi vardı. Aşağıda yazdıklarımın sadece seminerde aldığım bazı notlar ve aklımda kalanlardan ibaret olduğunu unutmadan her zaman doktora danışılması ve onun yönlendirmesine göre hareket edilmesi gerektiğini hatırlatmak isterim.


Öncelikle bu doğum denen hadisenin olur zamanını söyleyerek başlıyoruz.Tıbben 37 ile 42 haftalar arası olan doğumlar normal sayılıyormuş.Bu da demek oluyor ki 1 aydan biraz fazla bir dönem gebe kadın hop oturup hop kalkacak...

Öyle her karnımız ağrıdığında hastaneye gitmeyelim diye sancı neye benzer biraz tanımlamaya çalıştılar. Doğum sancıları düzenli aralıklarla gelirmiş. yle ay şurama bir ağrı girdi deyip 1 saa geçip ay sanki tekrar girdi gibi düzensiz ağrılar doğum sancısı olmazmış. Ama bence siz siz olun kendinizi güvende hissetmiyorsanız doğru hastaneye. Ben o kadar rahat olamam herhalde. 10 dakikada 3 kez ağrı girdi ise ve hala hastanede değilseniz hadi canım pış pış. doğru hastaneye... Duş alın biraz çorba için sonra gelin dediler ama bence ne duşu yahu siz hala evde misiniz... Doğum sancıları 45 -50 dakikada bir 15 sn ile başlayıp 5-10 dakikada bir  60 sn sürecek şekilde devam edermiş.

Kanlı ve sümüksü olarak tanımladıkları nişanın gelmesinin ardından doğuma yaklaşık 2 gün varmış.

36-37 haftalarda tuşe dedikleri çatı muayenesiile ilgili çok acıyor mu soruma hiç acımıyor cevabı beni tatmin etmese de yine de paylaşmak istedim.

Doğumun 4 evresi normal doğumda açıklık, çocuğun doğumu ve son kontroller olarak açıklandı. Ama tabii bu bir proje olmadığı ve doğal bir süreç olduğu çin ayrıntıları çok önemsemedim.

Hastaneye giderken doktorun ilk kontrolde istediği tahlil sonuçlarını mutlaka götürmemiz gerektiğini yoksa hastanenin bunları tekrar yapıp ekstra ücret talep edebileceğini hatırlattılar.

Ağrı kısmı ile ilgili yapabilecekleri bir şey olmadığı için ağrıyı azaltmak için sancılara değil, bebeğin doğuşuna odaklanmanın faydası olacağını söyledikler. Tabii ki böyle bir şey yok çok acıyacak ve biz istersek cumurbaşkanlığı seçimlerine odaklanalım bu acıtacak...Ama tabii şu söyledikleri az da olsa işe yarayabilir.

"*Yatarak beklemeyin, hareket edin, yürüyün böylece bebeğin çıkış yolunu bulması kolaylaşır.
 *Yanınızda 1 den fazla kişi olmasın. her girip çıkan kişide stresiniz artar.
* Bileklerinizi lavanta yağı ile ovdutturun. Rahatlatıcı etkisi varmış
* Acemaşiran makamında müzikler ağrı hissini uzaklaştırıyormuş. Denemekte fayda var.
* Kasılmalarda alınan derin nefesler rahatlama verirmiş. O sırada aklınıza gelirse ne ala.

Epidural denilen ağrısız doğum diye tanımlanan bir hadise var. İi bir şey mi kötü bir şey mi anlamadım. Açıklık 3-4 cm olduktan sonra takılıyormuş. Yani bir posta çekiyorsunuz illa ağrıyı. Yürüyebiliyormuşsunuz ama yine de uyuşukluk sebebi ile çok da izin verilmiyormuş. Hoop noldu hani hareket etmek kolaylaştırıyordu doğumu. Burda var bir çelişki. İğne omuruliklerin arasına değil daha dışarda bir yere yapılıyormuş. Benim korktuğum felç riski filan yokmuş. Yapıldıktan sonra ise ne ağrı ne bir şey. Sadece sırtınızda bir boru ile dolaşıyorsunuz o kadarmış. Ikınman gereken zamanları sana doktor söylüyormuş. sancı geliyor çocuk çıkıyor ama sen ne ağrı ne bir şey hiç bir şey hissetmiyormuşsun.

Benim sezeryan ile ilgili ya alerjim varsa ya bayılamazsam ya uyuşmazsam sorularım için sezeryan ile doğumlarda muayene ediliyormuş gebe kadın.

Geldik bebek doğdu sonra neler olacağa. Elimize birer bebek verdiler. Koca göbekli bir sürü kadın kucaklarında bebeklerle ezirme provası yaptık. Çocuğu tam kavramak tam olarak yüzünü göğüse çevirmek ve yaklaşık 30 derecelik bir açı ile tutmak önemliymiş. El parmaklarımız ile C yaparak göğsümüzü öyle tutmalıymışız. Emzirmenin incelikleri tabii ki bence bambaşka bir yazının konusu olmakla beraber gece emzirmesi ve her bir göğsü en az 15 dakika emzirmenin gerekliliğine değinmeden geçemeyeceğim.

Göbek bağı düşene kadar bebeğe çok acı veriyordur diye aklımda kalmıştı benim. Ama tam bir şehir efsanesiymiş. Bebek orayı hiç hissetmezmiş. Bakım önemli tabii. Her emzirmeden önce alt değiştirme günde de en az 3 kere göbek bağı bakımı gerekliymiş.

Uyku ve su içme sütü arttırıyormuş. Her emzirmeden önce bebeğin altını değiştirmek ile beraber kendimizde 1 bardak su içmeliyiz ki sütümüz bol bol olsun.

Tabii ay bu çocuk çok ağlıyor, doymuyor mama verelim diyen aile büyükleri ile savaşmak için hazır olmalısınız. Çünkü bu bizim küçük insanlar hemen biberonun kolaylığına alıştığı için memeyi sen em bu ne be çek çek 2 damla geliyor edası ile memeyi emmeyi bırakabiliyorlarmış.

Benden şimdilik bu kadar. Ben diş hekimi, çocuk doktoru ve fizyoterapist ile ilgili kısımlardan bir başka yazıda bahsetmek üzere hoşçakalın....

23 Haziran 2014 Pazartesi

Paranoyak Gebe İş Başında

Bu güzel Cumartesi günü sabahın 9'unda yazmamın nedeni tam bir paranoyak gebelik vakası. Allah Asya'ya ve yanımdakilere sabır versin dileklerimi öncelikle paylaşmak istiyorum.

Dün akşam ilk oryantal çalışmalarına başlayan Asya karnımın içini adeta bir gazinoya çevirmiş, beni de mutluluktan uçurmuştu. İlk defa bu kadar şiddetli ve tüm hareketini takip edebildiğim için çok heyecanlandım. Hatta bunu facebook sayfamda sizlerle paylaştım. Hepiniz çok güzel dileklerde bulunduğunuz ve mutluluğum üçe dörde katlandı.(Acemi kuzu facebook sayfası için tık tık ) Tüm akşamı ağzım kulaklarımda, kah gülüp kah ağlayarak geçirdim. Derken gece oldu ve uyudum. Günlerdir beni uyutmayan Asya dün gece hiç uyandırmadı beni. e tabii bünye alışmış tekmelenmeye rahatlık battı tabi bana. Bu seferde ay bu bebe neden tekme atmıyor diye sabahı sabah ettim.Gün ışıdı dayanamadım artık saat 06:30 kalktım yataktan. Soluma yatıyorum yok, sağıma yatıyorum yok, konuşuyorum yok, susuyorum yok... Bizim takma güvercininden ses yok. Azcık karnım karıncalansa diyecem ki tamam ama yok. Saati 07:30 zor ettim. Gıcımı uyandırdım. Acaba dün ki hareketler bir şeyin habercisi miydi? Bu bebe neden oynamıyor diye. Baktık olmayacak doğru hastaneye doğru yola çıktık. Bir yandan pimpiriklenmeyim  rahat olayım diyorum ama bir yanım da yok yok diyor, sen doktoru bir gör sonra rahat olursun. sabahın 8'inde nöbeti devralmayan gelen personel ile beraber geldik hastaneye. Daha önce randevu için kendi doktorumu aradım ama tüm gün dolu olduğu için randevu alamadım. Arayayım dedim ama sabahın köründe kadını arayıp bu kız hareket etmiyor desem ne diyecek diye düşündüm. Acilde kim varsa kimse halim çıksın falim dedim ve vardık doktora. Acil doktoru şeker mi şeker bir teyze. Böyle sanırsın elinde küçük cüzdanı ile pazara çıkmış, dönüp karnıyarığını pişirecek bir fedakar ev hanımı. Yok baya beyaz önlük gel bakalım dedi. Acil doktorları hep temkinli yaklaşıyorlar önce. hareket etmiyor bu bebe dedim. du bakalım dedi o da ve ultrasonu açtı. Bizim ki hemen hoplamaz mı? Ay gözlerim yaş, içim sevinç ile doldu. Bizim canım doktor teyze kalbini dinledi, plezentasına baktı, suyuna baktı zaten bizim ki de kıpır kıpır maşallah dedi kapattı ultrasonu. Ben tabii bir milyon soru sordum yine. Önü dönmüş mü, iyi mi, kız değil mi...vb Arkası dönük mü konusunda ilk azarımı yedim. Buda gibi mi dursun çocuk, hareket ediyor, istediği gibi durur sanane dedi. Peki dedim. Hala kız mı dedim ben acil doktoruyum cinsiyetiden daha önemli şeylere bakarım dedi. Peki dedim. Ne desem boynum altında kaldı. Derken kadın masasının başına geçti ben de oturur pozisyona geçtim. Amanın en büyük azarı burda işittim. Nasıl kalmak o sen hamilesin diye kafa göz girdi teyze bana. Böyle hızlı hareketlerde kalkmalarda filan giren krampla doğum sancısını tetikliyormuş. O yüzden en güzeli sakin sakin hareketler.

İşte bir acil muayenesini de böylece atlatmış olduk. Allah'a şükür ikimizde iyiyiz.

19 Haziran 2014 Perşembe

Sağlık Ocağı Maceraları 4

28. hafta ile beraber sondan bir önceki sağlık ocağı gebe izlemine gittim. Neler oldu bir bakalım;






28. hafta göbeği

1-Yine kanımı tek seferde alamadılar. Elimin üzerinden aldırmam diye direnince hemşire de yazık kırmadı beni tekrar tekrar kolumdan denedi. Glukoz ve kan sayımı yapıldı. Sonuçları ertesi gün mail adresime attı. Teknoloji sağlık ocaklarında da baya kullanılır olmuş. Çok hoşuma gitti. Şeker yine alt sınıra yakın. Halsizliğim ondan kalli olabilir. Gel gör ki kan değerlerim düşük. O kadar demir hapı, multivitamin nereye gidiyor anlamadım. Demir emilimim azalıyor diye çay bile içmiyorum nerdeyse. Ailede dalga geçer oldular artık benle. Ama gel gör ki yine düşük. Doktora soracağım bakalım belki arttır demir hapını. Tabii aç gitmek gerekiyor. Ama yanınıza mutlaka yiyecek bir şeyler alın açlık fena bir şey gebelikte. Asya yemek borumu kemirmeye başladı nerdeyse.

2- İdrarda enfeksiyona bakıldı. ben çıkar diye endişeleniyordum biraz. Ama şükür o da temiz çıktı. Size tasiye ben gibi unutkan biriyseniz akşamdan tuvaletin kapısına sağlık ocağına gidelecek yazıp sabah tuvalete gitmeyin. Sonra su içmekten içiniz şişiyor.

3-İlk defa bir alet ile kalp atışları dinlendi Asya'nın. Böyle tansiyon aletinden küçük bir alet. Bir ucunu karnına bastırıyor ve işte o muhteşem ses. Güm güm güm güm. Asya'nın kalp atışları. 125 ve 180 atım aralıklarıymış. Bizim 140 normal çıktı.

4- Tansiyon tabii ki 9,5'larda yine. Olsun yüksek olmasın da düşüğe alıştım artık zaten.

5-Kilo ölçümü. Vallahi bu sağlık ocaklarının tartıları bozuk. Nerdeyse evdeki ile arasında 2 kilo fark var. Aman ne yapayım boşver...

6-Ödem kontrolü... Ay böyle söylyince çok havalı bir işlemmiş gibi geldi. yok ya parmağını bacağına bastırıyor şişin var diyor. Başından beri var benim ödemim. Bana hiç şiş gibi gelmiyor. Su içmek iyi geliyormuş. Daha napim bilmiyorum. Günde 1 galon su içiyorum da.

7- Dını nı nııı.... Hemşire tavsiyeleri. Bir sonraki izlemin 14 Ağustos'ta. Bu zamana kadar doğum yaparsan bana haber ver. Hönk o nedem ya ne doğumu. Bi de üzerine yavaş yavaş hastane çantanı hazırla demez mi? Bana hem de 2 saat kendime gelemedim. O kadar oldu mu ya yaklaştık mı doğuma o kadar. Daha oda boşalmadı, boya yapılmadı, oda gelmedi, kıyafetler yıkanmadı, süsler hazırlanmadı, babayshower yapılmadı. Sadece anne sütü 6 ay bol bol su iç. Töbe suyu ödem için içmiyormuydum emzirme nerden çıktı.


Kafaya dank eden erken doğum ihtimali daha doğrusu korkusu ve kendini tedavi çabası. Annecim zamanında hayırlısı ile gel inşallah.

Gebe Kadın İle Nasıl Konuşulmaz - 3

Doğum yaklaştıkça gebe kadın ile nasıl konuşulmaz maddelerimize yenileri ekleniyor. (Daha önce seriler için tık tık.)Bu da demek oluyor ki gebe kadın şurda kalan son günlerini cinnetten cinnete geçerek geçiriyor. Zaten uykuya hasretiz, karnımız ağır, doğum doğum dedikleri her an kapıda.Karnınız büyüdükçe artık iyice halka maloluorsunuz herhalde, bireyden çok bir inek gibi görülüyorsunuz belki de. Sebep her ne olursa olsun gebe kadın ile nasıl konuşulmaz maddelerini siz siz olun dikkatle okuyun ve yapmayın lütfen.




10- "İkiz mi sizin ki" sorusu bugünlerde başladı.Başlamaz olaydı ne diyim. Şimdi sevgili bayan ikiz olsa bir tanesinin bakımını sen mi üstleneceksin, yok evlat edinmek mi isteyeceksin. Yok tabii öyle bir şey. Ayrıca bu soruyu sorarken ki yüz ifaden de anlıyorum ki kastettiğin kaç çocuğum olacağı değil karnımın kocamanlığı. Sen 55 kilo ile hamile kalmış, 65 kilo doğurmuş, 10 gün sonra 50 kiloya düşmüş gıcık bir tip olabilirsin. Ama ben hamile kaldığımda bir 65 kilo değildim. Asla düz bir göbeğim olmadı. bebem rahat rahat dönüyor, dans ediyor, rakı masası kuruyor içerde,  o yüzden karnım kocaman.

11- "Ay bu sıcaklarda ne yapacaksın?"Şimdi şöyle ki bu hamilelik dedikleri şey 12 ayın 9 ayı sürüyor. Yani sadece 3 aylık boşluğum var. Bu 3 ay da yaza gelmesin diye matematik hesaplaması yapıp hamile kalmadım, kalamadım kusura bakma. Ama teyzem öyle bir söylüyor ki sanırsın dünya da Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında doğum yapan kadın çok az. Olan çok azına da yazık..Kışın da kar yağar yolu kapatır, araba kayar, trafik olur...vb napalım yani doğurmayalım mı? Allah ne zaman verdiyse o zaman geliyor bu bebekler napalım.

12- "Nasıl doğuracaksın?""Ay öyle doğurma" kombosu. Şimdi ben ve doktorum dahil şuan bilmiyorum nasıl olacağını. Allah nasıl kısmet ederse. Normal diye umup, sezeryan olursa da tevekkül edeceğiz diyorum.  E şimdi normal doğuran diyor ki ay öyle zor, böyle zor, saçımı başımı yoldum ağrıdan, böyle bir şey yok...vb. Tamam sezeryan seçeneği var. Olur mu ablanın bununla ilgili de ihtisası tam olduğu için bu seferde sezeryanın zararlarından bahsediyor.A dikişinin acısından doğrulamıyorsun, çocuğun haberi olmadan alınıyor yazık..vb E şimdi napim ağzımdan mı çıkarayım bu çocuğu. 

13- "Ay yakın galiba" Hani sanki böyle yarışmalar var ya. programı izlemeye gelen menapoz teyzeleri çıkarırlar da yarışmacı kilolarını, yaşlarını vb tahmin emeye çalışır, en yakın tahmini yapan kazanır. Yok öyle bir yarışmada filan değiliz. Suratında yine benim koca karnımı ima eden saçma surat ifadesi ile bunu söyleyince yok ben doğurmayı düşünmüyorum diyesim geliyor. Madem bu karşıdan anlaşılır bir şey neden doktor başını poposunu yerini ölçüyor ki, koysun bir tane ablayı kapıya. Senin doğumun yakın, senin ki değil insanlara teşhis koysun abla. Bi de böyle kendi koca göbeklerine popolarına bakmadan ay ne kocaman diyorlar ya böyle zaman duruyor kafalarını kesiyorum sonra zaman akmaya başlıyor ve kafaları hala yerinde.

14- "Erkek/Kız galiba" karnım nedendir bilinmez erkek karnına benziyor herhalde. Herkes erkek sanıyor. Ay bir de şaşırmıyorlar mı kız deyince. Böyle ne dicemi bilmeden boş boş bakıyorum suratlarına onlar da susuyor.

15- "Siz de hamilesiniz hi hi"yok canım nerden çıkardın. Dün yiğenim ile oynarken balon yuttum, karnım o yüzden böyle. Yoksa Şeyda Coşkun gibi kaslı bir krnım var. Bir gün birine yok canım nerden çıkardınız diyeceğim, mahcubiyetten yerin dibine batacak o olacak.

Uykusuzluk asabiyet mi yapmış bende:) 




Uykusuz Her Gece Bu Koca Göbeklere...

28. haftanın sonu gelirken her yerde bu hafta ile beraber hamileliğin son evresine girildiğini ve hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını okuyordum. Ama açıkçası pek de kulak asmıyordum. Nasıl ki ilk 3 ayın sonunda mide bulantıları baş dönmeleri bıçak gibi kesildiyse bu hafta ile beraber şikayetler de artmaya başladı.Tecrübeli anneler vücudun kendini doğumdan sonraki dönemdeki uykusuz gecelere hazırlandığını söylese de uykusuzluk gerçekten çok sıkıcı. Son 3 gecedir türlü sebeplerle uyanıyr ve bir daha uyuyamıyorum. İlk gece korkunç bir mide bulantısı ile uyandım. Kalktım azcık dolandım geçti uyudum tekrar. 2. gece karnımı yarıyorlarmış gibi bir ağrı ile uyandım biraz mızmızlandım geçti uyudum. Gel gör ki 3. yani dün gece uyandım ve bir daha da uyuyamadım. Neren ağrıyor desen; sadece belli belirsiz bir ağrı var o kadar. Kalktım televizyonu açtım bu sefer. Hiç uykum yok, keyfim yok. Çünkü uyumak istiyorum. Ama nerdee. Saa 3  Allah'tan bir Türkan Şoray filmi buldum. Sevmek ve ölmek zamanı. Yıllar sonra bunun biraz daha edepsizini Ümit Besen ve Banu Alkan da çekmişti. Türkan Şoray varsa her şey izlenir prensibi ile filmi bitirdim. Mutlu sonun veriği huzur ile uyumayı deneyim dedim.

Gittim yatağa ama nerde ne Asya uyuyor ne ben. Döne döne bu aralar yoğun bir iş programı olan gıcımı uyandırıp vicdan yapıp tekrar salona döndüm. Bu arada sol yanına yat diyor herkes, kan dolaşımı hızlanıyormuş. Ama Asya soluma yattım mı çıldırıyor. Bildiğin tekme tokat kaldırıyor beni. O yüzden bu keyifsiz uykusuzluk içinde o tekme attıkça salak bir gülümseme suratıma geliyor yerleşiyor.Sabah ezanını dinledik, namaza kimler kalkıyor camdan baktık, martıları dinledik. Sonunda gün ışıdı ve biz biraz sızdık. E be annecim şurda zaten kaldı 2 ayımız. Bırak güzel güzel uyuyup dinlenelim. Sen böyle yaparsan biz nasıl güç toplıcaz da uykusuz gecelere hazırlanacağız. Neyse bunda da vardır bir hayır diyorum ve bu gece için kendime bol şans diliyorum.

Havaların sıcak olmaya demek az kalır kaynamaya başlaması ile bu durumun ortaya çıktığı da bir seçenek. Haftaya sağnak yağış var diye duydum. İnşallah azcık serinler de şöyle güzelce uyuruz biraz daha.

14 Haziran 2014 Cumartesi

Yüzü Anneye Dönük Bebekler

Asya'nın geçtiğimiz haftaki doktor kontrolünde sırtının karnıma yüzünün ise bana dönük olduğundan bahsetmiştim. Hatta doktor küsmüş bu kız demişti. O zaman gıcıma seninle küsmüş deyip içinin yağlarını eritmek suretiyle bir önceki haftaki tartışmamızın intikamını almıştım. Derken bu hafta tekrar gittik doktora ne de olsa sırtı dönük olduğu için doktor hiç görememişti onu. Sabah heyecanla çıktık yola. Tatil için valizlerimizi de almış mutlu mutlu yoldaydık. Çıkıverdik doktorun yanına.Ultrason açıldı ve doktor bu kızın yine arkası dönük dedi. Hoppala... Yine neye küstün be annecim derken doktor bazı bebekler anneye kucak pozisyonunda durabilirler ama sen kendini biraz yoruyormusun dedi. Tabii ki yoruyorum. Gün boyu işteyim, sonra eve geliyorum dağılan evi topluyorum, çamaşır yıkıyorum, ütü yapıyorum, hafta sonu bebeğim için alışveriş yapıyorum, süslemeler hazırlıyorum... Hormonlarım tavan yaptığı için alışverişe, mağazaları gezmeler doyamıyorum. Tabii acil eylem planı istirahat.

Konuyu facebook'tan paylaşınca sağolsun fikri olanlar benim içime su serpen yorumlarda bulundular. Konu ile ilgili internette de doğru düzgün bir yazı bulamadım. Daha çok baş aşağı ve dik pozisyonlardan bahsediliyor ki, bu pozisyonlar doğum için önemliymiş.Benim gibi bir durumla karşılaşlar için olsun bu yazı panik yapmaya gerek yok.

Bir sonraki kontrolümüz 7 Temmuz'da. Artık 7. ayımızı tamamlamış olacağız inşallah. Belki o zamana odamız gelmiş de kokusunda arınıyor bile olur.


Havuz Şemsiye 50 Faktör Koruma ve 27. Hafta Geride Kaldı...

Yaz geldi böyle oldu. Sıcaklar başladı, su insanı çekmeye başladı. Tüm kış beklenen tatil planlarına çok yaklaşıldı derken; doktordan veto yiyen gebe ne yaptı? Soğuk kış günlerinden beri planladığımız Antalya tatili için doktor uçak seyehatinin %5 risk taşıdığını söyleyince tüylerimiz diken diken oldu. Konuyu sizlerle paylaşıp çok faydalı yorumlar da aldım. Hepinize çok teşekkür ederim. Doktor bu riski alıyor isem tabii ki gidebileceğimi söyledi. Ölçtük tarttık, düşündük taşındık ve sonunda madem öyle araba ile gidelim dedik. Bol bol dinlenir yavaş yavaş giderdik. Ben daha geçenlerde Sapanca'ya giderken afaganlar basan insan nasıl gideceğim diye kara kara düşünürken doktorun o kadar uzun saat araba yolculuğu daha da riskli diyince hoppala oldum. Sonunda her şeyde bir hayır vardır felsefesi ile gitmemizi istemiyor Allah dedim ve gıcımla beraber vazgeçtik gitmekten. Nolur doktoru gitmesi uygundur diyenlerin kafası bulamasın. Bu tamamen tercih meselesi. Çok yakın bir arkadaşım tam benimle aynı hamilelik haftasında Barcelona'ya gidip fink fin de gezmişti. Şimdi Allah bağışlasın dünya tatlısı bir kızı var maşallah. O yüzden gebelik biraz böyle herkes için şahsına münhasır bir durum.

Tabii kafa tatil kafasına girince çıkmıyor bir daha. Doktorun da izniyle 45 dakikalık mesafedeki  Şile Doğa Tatil Köyünde gittik. 2 gece 3 gün kaldık. E tabii tadı da damağımızda kaldı. Oksijene doyduk ama yine de. Ormanın içinde geniş bir arazi kuş, kurbağa sesleri mis gibi. Havuz biraz maceralı geçti ama. Normalde havuzda buruşana kadar çimip çıkıp malak gibi güneşlenen ben şimdi bambaşka bir durum yaşadım. Havuza girerken atlamak zıplamak yok tabii. Merdivenlerden koca göbekli bir Banu Alkan edası ile yavaş yavaş suya iniş. Kulaç kulaç enginlere açılmak yok. Yavaş yavaş kurbağalama köpekleme karışık bir yüzüş. bir kaya balığı edası ile dipten yüzüşler türlü su şakaları yok. Deriler buruşmadan yavaş yavaş havuzdan çıkış. İki havlu ve diğer kuru mayo ile penguen gibi düşmemek için küçük adımlarla önce duşa sonra kabine geçiş. Kabinde kurulanma kuru mayonun giyilmesi ve mutlu son şezlonga dönüş. Yok yok bitmedi. Dünya maalesef yuvarlak ve güneş sürekli hareket ediyor. Havuza girip çıkana kadar ya kafan ya ayağın gölgeden çıkmış oluyor. Hop şemsiyenin yönünü düzelt. Bitti mi bitmedi. Yoğurt kıvamındaki 50 faktör korumayı vücuduna özellikle de yüzüe boca et, saçını tara ve mutlu son. E bendeniz su kuşu, 7 yaşında bir çocuk kadar suda durmak isteyen acemi kuzu tekrar havuza girmek ister ve film Banu Alkan bölümünden tekrar başlar.





Banu Alkan pozları






Ne kadar zahmetli olursa olsun tatil yine tatildir ve candır. Herkese iyi tatiller diliyorum. Seneye inşallah Asya'lı tatilde neler yaptığımızı da yazıyor olurum.

5 Haziran 2014 Perşembe

Pek Meşhur Gebelikte Şeker Yüklemesi

Herkesin anlata anlata biteremediği iğrenç su, defalarca alınan kan, sonucun kötü çıkarsa birebir ablamla yaşadığım girilen diyet o da olmadı her yemekten önce vurulan insülin, şeker ölçümleri ve korkuyla beklenen sonuçları.... İşte benim için şeker yüklemesi bu anlamlara geliyordu. Ailedeki şeker eğilimi ve geçmişi korkularımı kuvvetlendiriyordu. Ablamda çıkan gebelik şekeri hamileliğinin son 3 ayını insülin iğnesi vurularak, her yemekten sonra kanını alıp şekerini ölçerek geçirdi. Bu yüzden gebeliğimin başından beri şeker konusunda hep tedbirliydim. Bayıla bayıla yediğim kesmediğim kesemediğim tek şey Algide classic çikolatalı dondurmaydı. bunun dışında hep bir temkinle yaklaştım ekmeğe, şekere, tatlıya... Malum tombul da olunca risk artıyordu. Derken o gün geldi çattı. Şeker yüklemesi yapılacak ve ak koyun kara koyun çıkacaktı ortaya.

Pazartesi sabahı erkenden kalktık ve doğru hastahaneye. Önemli olan tabii ki aç ve susuz olmak. Aman bunu unutmayın yoksa yapmıyorlar testi. Bilenler bilir kanımı alırken damarımı çok zor buluyorlar. Hele bir de nalet bir hemşire varsa iyice sinir olup damarlarım içlerine kaçıyorlar. Hastane kaydını yaptırıp doğru labaratuara indik. İlk kanımı vermek için oturdum o sevimsiz koltuğa. Ben sevimli sevimli konuşuyorum derken nalet bir hemşire. o kadar belli ki yatağın solundan kalkmış ve elinde koca iğne damarıma damarıma geliyor. Ya kısmet dedi batırdı iğneyi. tabii ben bakmadım ve inanılır gibi değil ilk seferdealabildi kanı. Sonra elime bu şişeyi verdi.Tamamen içtikten 1 saat sonra tekrar gelip kan vereceksiniz dedi. İşte o iğrenç su diye anlattıkları ile karşı karşıyaydım. Sizin için benim içtiğimin fotoğrafını çektim. Çünkü eğer böyle bir şey verdilerse size korkmayın. Tüm anlatılanlar şehir efsanesi diye kabul edin. Herşeyin çaresini bulan İsviçreli bilim adamları bunun da çaresini bulmuşlar. Karşınızda Limon aromalı azcık şekerli oda sıcaklığında gazoz. Oh oh diye diye içtim bitirdim bir kaç dakikada. 

1 saat beklemek bir şey değil ama işte acıkıyor insan, susuyor gebe ve korkuyor iğne yine delecek kolunu diye. İlk saat kolay geçti. Ay bunun tadı pek güzelmiş gazoz gazoz diye insanları aradım geçiverdi zaman. Yine gittik labaratuara. Ne yazık ki aynı nalet hemşire ve hala afyonu patlamamış. Yine oturdum sevimsiz koltuğa bu sefer diğer koluma soktu iğneyi. İçerde hareket ettirmeye başlayınca anladım yolunda gitmeyen bir şey var. Sonra ne dese beğenirsin "burdan gelmiyor" İşte o duymaktan korktuğum cümle. Gelmiyor da neden iğneyi dans ettirip daha çok canımı yakıyorsun e be kadın. Bir de azcık gül demi. Yok nerde. Elimin üstüne geçti. Benim korkudan iyice damarlarım çekildi. En çok acıyan yerlerden biriydi el üstü Sokuverdi iğneyi aldı kanı. O sırada daha sevimli bir hemşire geldi. O bastırdı elimin üzerine. Pek sevdim kadını ve o an karar verdim bir sonraki kanı bu kadına aldıracaktım. Çünkü çilem bitmemiş ve 1 saat sonra tekrar kan vermem istenecekti. Aç 1, gazozdan 1 saat sonra 2, ondan 1 saat sonra 3. kanı alıyorlardı. Kanı verdikten sonra doktorun yanına çıkıp aylık muayenemizi olacaktık. İçeri girdik. Doktor yine güleryüzü ile karşıladı bizi. Şikyetin var mı diye sordu. Söylediklerime yine aynı soru ile cevap verdi. Sürekli mi yoksa olup geçiyor mu? Sürekli devam etmeyen şikayetleri çok dikkate almayan bir doktorum var. Hadi bakalım dedi ve işte kızım ne kadar karakterli bir insan olduğunu annesine nasıl can yoldaşı olacağını gıcımın suratına suratına vurdu. Arkasını dönmüş ve kesinlikle kendini göstermiyordu. Bir önceki hafta bağzı !!! gıcılar gebe kadını çok üzmüş olduklarından kızım küsmüş. Doktor "küsmüş bu kız dönmüyor" dedi. Sadece kalp atışını dinleyip, kilosu (839gr)  ve boyunu (33 cm) söyleyebildi. Haftaya Çarşamba tekrar gelin bakalım hiç bir şey gözükmüyor dedi. Böylece bağzı gıcıların iç yağları erim erim eritildi. Oh olsun.

Son kanı vermek için tekrar aşağı indiğimizde sevimli hemşireyi kolladım ve onun koltuğuna oturdum. Diğer elimin üzerinden almasak da ilk kan gelen yerden alsak olur mu dedim "olur tabii" dedi canım.Tek seferde ben anlamadan alıverdi kanı. Sarılıp öpecektim nerdeyse. Şükür deyip çıktık hastaneden. Öğleden sonra doktoru arayıp sonucumuzun normal olduğunu öğrendik ve derin bir oh çektim. Darısı herkesin başına....

29 Mayıs 2014 Perşembe

25. Hafta ve Küçük Takla Güvercinim

Hamileliğimin erken dönemlerinden beri gündemimizde değişmeyen bir konu vardı. O da bu çocuk neden hareket etmiyor. Hareket etse de ben neden hissedemiyorum du. Çok şükür artık çok net hissediyorum. O kadar ki yattığımda karnımdaki tekmesi gözle görülür halde. Ellerini koyduğunda babası da artık hissedebiliyor. Hala hareketlerini hissetmeye alışamadım. Her seferinde gözlerim doluyor. Her seferinde ilkiymiş gibi heyecanlanıyorum gülmeye başlıyorum. Bu aralar ismi takla güvercini. Sanırsın sürekli takla atıyor içerde.



Hamilelikte en önemli şeyin sabır olduğunu artık iyice öğrendim. Bulantılar ne zaman geçecek, ne zaman hissedebileceğim, ne zaman kalp atışını duyacağım, ne zaman ellerini görebileceğim, ne zaman cinsiyetini öğrenebileceğim. İşte bu soruların tek cevabı zamanı gelince. O yüzden önce sabretmeyi öğreniyorsun. 

Hareketlerini hissetmeye başladıktan sonra sihirli bir değenek değdi sanki bana. Artık bir çok korkum ortadan kalktı. Doğumdan bile eskisi kadar çok korkmuyorum. 20. haftaların başından beri bu konuyu o kadar çok araştırdım ki ya zamanla alıştım, kanıksadım ya da bebeğimi hissedince başarabilirim gibi bir cesaret geldi. 

Bu hafta ile ilgili olarak okuduğum en enteresan bilgi burum deliklerinin açılmaya başlaması. Bu zamana kadar kapalı olduğunu bilmiyordum. Bu yeni özellik onun dünyasında ne değiştir bilmem ama hep güzel kokular duysun diye dualarıma bir şey daha eklendi:) Şeffaf olan teninin kızarmaya başlaması ve daha çok bir bebeğe benzemesi de ayrı bir heyecan bu hafta için.

Yarın için şeker yükleme testim vardı. Ama gıcım işlerini ayarlayamadığı için randevuyu Pazartesi gününe aldım. O su nasıl bir şey, kolumu nasıl delik deşik ettiler Pazartesi günü anlatacağım.


26 Mayıs 2014 Pazartesi

Pazar Gezmesi ve Oda Seçiminde Mutlu Son....

25. haftanın ilk gününü bahar çocukları gibi şen karşıladık. Haftalar süren bebek odası seçimini çok şükür mutlu sona bağladık ve siparişi verdik.

Geçtiğimiz hafta yine Modoka'ya gitmiş ve daha önce gezmediğimiz diğer mağazaları gezmiştik. Sonunda Modoko'da Uçan Bebe'deki Hüseyin Bey'in de bize verdiği güven ile kararımızı vermiştik. Ama tabii abla ve anneye sormadan, fikir almadan almak mümkün değil. O yüzden Pazar günü maaile gittik Uçan Bebe'ye. Daha önce aklımda olan balerinli mobilyadan vazgeçeli çok olmuştu. Ne de olsa acemi kuzu'dan bir balerin çıkması çok da mümkün değildi. Olsa olsa tombul bir balerin olurdu ki. O da kapısını süsleyecek. Acemi kuzunun yavrusu olsa olsa minik acemi kuzu olurdu. İşte tüm bu sebeplerden tam içime sinen bir kuzu buldum. Heyecandan fotoğraf çekmeyi unuttum. O yüzden ancak internette bulabildiğim çok da kaliteli olmayan fotoğrafını paylaşabiliyorum. 30 Haziran'da teslim edilecek o zaman bol bol fotoğrafını paylaşacağım.





Benim baktığım modellerde dolap, şifonyer ve yataktan oluşan bir takım için fiyatlar 2,800 TL'den başlayıp, 6,500 TL'ye kadar gidiyordu. Mutlaka daha ucuza ve daha pahalıya takımlar vardır. Ağacıydı, boyasıydı, çekmecelerin stoperi, sağlamlığı, güvenliği derken içime en çok sinen takım bu oldu. Bu fiyatların ortalarında bir yerde kararımızı da vermemiz de iyi oldu tabii. Norveç ağaçlarından kesilip 1 yıl depolarda bekletilen ağaçlardan da olmayı versin mobilya:) Asya Türk kerestelerine emanet özetle:)

Yatağı altı bazalı ve büyüyebilen tercih ettik. En azından 8 yaşına kadar yeni oda talep etmemesini umuyoruz. Dolap, yatak, şifonyer üzerindeki kuzulu figürler demonte. İstediğimiz zaman çıkarabileceğiz. Dolabının 3 kapılı olması yeterli olur umarım diyerek 3 kapılı dolapta karar kıldık. Şifonyeri bol bol çekmeceli olacağı için yerimizin yeteceğini umalım.

Emzirme koltuklarında rahat edemedim. Zaten oldum olası sallanan koltukta midem bulanır. O yüzden koltuk kısmını şimdilik es geçtim. Hele bir oda gelsin ondan sonra.


25. haftada bu işi halletmek bazılarına erken gelebilir ama daha 3 aylıkken gelen varmış. 30 Haziran teslim gözüküyor ama malum mobilyacılar o kesin Temmuz'a kalır. 1 1,5 ay da mobilyanın havalanması sürse oldu mu Ağustos'un ortası. e yerleştir fotoğraf çektir geldi Eylül ve inşallah Asya.


Pazar kahvaltısı için bir yer tavsiye etmeden biteremeyeceğim. İstanbul Anadolu yakasında olanlara Pazar kahvaltısı için hem uygun fiyatlı hem leziz hem de çocuklar için parkı olan bir yer söyleyeceğim. Maltepe sahilde evlendirme dairesini geçtikten sonraki 2. ışıklardan içeri girince Yörük Çadırı'nda açık büfe kahvaltı yapan bir işletme. Kapıda karşılama yapan Melek'ten servis yapan garsonuna kadar herkes güleryüzlü. yenen şeyler lezzetli ve standart açık büfe. Fiyatı da 25 TL. Biz tüm aile gittik ve benim yakışıklı yeğenim parkında çokça eğlendi. Yerleri de suni çim olduğu için yerlerde de yuvarlanmasında bir sakınca olmadı.Aklınızda bulunsun.Kahvaltıda uzun uzun zaman geçirildiğinden ferah bir ortam olması oldukça önemli.