23 Ağustos 2017 Çarşamba

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.
                                                               
Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim).
UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.
                                     
Bir boomads advertorial içeriğidir.

7 Mayıs 2017 Pazar

1.Bölüm: Görücü Geliyor

Sabah uyandığımda evdeki telaş çoktan başlamıştı bile.Keyifli bir pazar kahvaltı etmesine bile izin verilmemiş babam sessiz sedasız cezalı çocuklar gibi balkonda tabağına konmuş iki üç zeytin ve bir dilim peyniri yiyordu. Belli ki durumdan pek de hoşnut değildi ama yüz göz olmamak için ses çıkarmıyordu. Dün yaptığımız büyük ev temizliğinden sonra parmaklarımı yumruk yaparken bile zorlanır olmuştum. Evde silinmedik bir şey bırakmamıştık ki buna duvarlar da dahildi.Ev o kadar temizdi ki biz bile yanında kirli kalıyorduk ki hepimiz itina ile banyo yapmış hatta çitileniştik üstelik. Mutfaktan çat çut tabak, şangır şungur bardak sesleri geliyordu. Belli ki her evin vazgeçilmezi misafirler için alınmış, zinhar bizim değil üzerinde yemek yememiz ellememiz bile yasak olan misafir takımları çıkıyordu üst raflardan. İkramlıklar hazırlanıyor, kahve fincanları, kahve,şeker ve tabii ki cezve evimizin ilk görücüsü için kutsal emanetler gibi mutfak masasında muhafaza ediliyordu.
Gelin hanım mı? Sevgili ablam Sevgi, zavallıcık sürekli tembihleniyor, sen bir şey elleme sakın kızım deniyor, kahveyi önce kayınpederine sonra babana vereceksin diye yüzbirinci tembihini dinliyordu ben mutfağa girip günaydın dediğimde. Benim girmemle tembih yerini ışık hızı ile azara döndürdü. Neden?Böyle bir günde bu saate kadar uyunur muymuş? Sanırsın ki saat 10:00,daha 8:30. Tabii ki böyle diyemedim. Barut fıçısına dönmüş anneme bunu söylersem beni oracıkta limon sıkacağı ile posa haline getirebilirdi çünkü. Cevap vermeme de çok fırsat yoktu hatta bu bir soru da değildi ki zaten.Elime ordan bir kurulama bezi ve çatalları tutuşturuverdi. O an keşke daha çok çalışıp şu üniversite sınavını kazansaydım ya da en azından dershaneye gitmek için bastırsaydım bu sene de benim akıllı kardeşim Arzu gibi dershane bahanesiyle ortadan sıvışsaydım dedim içimden. Benden 5 yaş küçük olmasına rağmen öyle fettan öyle işini bilir öyle asidir ki anlaşıldığı üzere ihale hep bana kalır. Sevgi benden 4 yaşcık büyük ama evin hanım kızıdır o.Okulu hiç sevmedi, hep hayırlı kısmetini bekleyip helal süt emmiş iyi halli bir çocukla evlenmenin pıtırcık çocuklarının hayalini kurdu. O yüzden hep hamarat hep marifetliydi. Ortancaların kaderi bu olsa gerek. Büyük gelin olmuş gidiyor, küçük okullu akıllı bıdık, bendeniz tam adımın hakkını veriyorum. Deren; derleyip toparlayan. Evi,dertleri,sırları.... Yok bu sene o üniversite kazanılacak başka çaresi yok. İsimlerimiz bence annemin gizli bir şifresi ;Sevgi,Deren,Arzu... Sevgiyi derleyip toplamakmış arzusu. Ama o da olmamış kadıncağızın bahtına. Babamın saygısını kazanmış da,sevgisinden çok da emin değilim. Annem hep erkek doğuramadım diye der ama bence bundan daha fazlası olmalı. Annem sever mi bence o sever. Ama babamı değil, kocalık müessesesini, benimki demeyi... Evlilik enteresan şey, sevmediğin insanla ömür geçer mi hiç. Lise 2 de bir biyoloji hocam vardı. Çok saygın bir adamdı Allah var. Kendi gelmeden nöbetçi öğrenciyle çantasını yollardı. Bu ben geliyorum demekti ve biz çantayı görünce ayağa kalkar öyle beklerdik gelmesini. He saygımı al sana saygı. Ama sevgi mi o taze bitti işte. Ee ilişkimizde bu sebeple koca bir zayıf ile son buldu yılsonunda karnede. Ben bir sene katlanamadım sevmediğim adama, ömür geçer mi ya. Malum zaten evimizin konsepti bugün görücü ve evlilik. Ben tövbe içimin akmadığı, eve geldiğinde eteklerimin zil çalmadığı biriyle evlenmem evli de kalmam. Görücüyle evlenmek ne zaten, millet uzaya gidiyor biz daha görücü bekliyoruz. Görücüye de çıkmam, görücü gelen adama da bakmam. Annem duysa bu söylediklerimi sana kimse gelmez zaten merak etme derdi. Öğlen evdeki tüm hazırlıklar bitip de süslenme zamanı geldiğinde annemle ablam kuaföre gitti.Beni tabii ki götürmediler.Çünkü annemden habersiz kestirdiğim kısacık saçlarımdan sonra kuaför yasağım hala devam ediyor. Babam da artık ne kadar bunaldıysa adamcağız annemler kapıdan o bacadan ben biraz hava alacağım dedi çıktı.Müze gibi evde hiç bir şeye dokunmadan kukuman kuşu gibi yalnız kaldım. O an hazırlanmış masadaki yağdanlığa gözüm takıldı, bir de kızartma için hazırlanmış domates sosuna. Alsam dedim şişeleri şöyle bir sallasam etrafa annem geldiğinde yüzündeki ifade gözümde canlandı ki kapının sesi ile sıçradım korkuyla. Sanki annem yine aklımdan geçeni okumuş da beni paparalamaya gelmiş gibi hissettim. Bu heyecanlı hülyadan uyanıp Arzu'nun dershaneden geldiğine kanaat getirip derin bir oh çekip kapıyı açmaya gittim. Kapıda açtığımda babamı kan ter içinde rengi hafif beyazlamış gördüm. Annen nerde niye açmıyor telefonunu diye çıkıştı bana. Kuaföre gittiler dememi bile beklemeden "Ayfer görücüler erken gelmiş, 10 dakikaya burdalar" diye bağırarak içeri girdi nefes nefese.Ama Ayfer duymadı çünkü o muhtemelen kafasında bigudileriyle kuafördekilere hayırlı kısmetin havasını atıyordu o sırada. Belli ki haber gelmiş annemi aramış açmayınca da nerdeyse ordan buraya nefes almadan koşmuştu. Annemin görücü stresi tüm aileye sirayet etmişti anlaşılan. O an bir gülme geldi. Annem görücüye kapı açılması ile ilgili brifing vermiş, o sırada kimin hangi koordinatlarda duracağına kadar prova ettirmişti. Ama işte şimdi başrol oyuncuları olmadan PERDE denecekti. Kapıyı ablam açacaktı, hoşgeldiniz diyecek ardında annem olacaktı,sonra babam, ben ve Arzu sıralama buydu. O 10 dakika boyunca annemi belki 100 defa daha aradık. Ama açmadı açmadı ve sonunda kapı çaldı. Babam annenlerdir inşallah dedi ama yine de risk almamak için o da kalktı görev mahalline geçti.Kız babası kapıyı açamayacağına göre kapıyı açmak bana düştü.Gelen tabii ki annemler değildi.

26 Ekim 2016 Çarşamba

Nesfit, kadınlara pembe kurdele hareketine destek için “Kontrol sende” çağrısı yapıyor!

Nestlé Nesfit, dünyada 7, Türkiye’de ise 2 yıldır “Pembe Kurdele Hareketi” kapsamında yürüttüğü meme kanserine karşı farkındalık çalışmalarını yeni bir boyuta taşıyor. Meme Kanseri Farkındalık Ayı vesilesiyle Meme Sağlığı Derneği ile işbirliği yapan Nesfit, ülkemizde 20 yılda 2 kattan fazla artış gösteren meme kanseri ile mücadele için kadınlarda erken teşhisi teşvik edecek bir davranış değişikliği yaratmayı hedefliyor. Bu amaçla oluşturulan “Nestlé Nesfit Kontrol Sende” Facebook etkinliği, kadınlara her ay kendi kendine muayenelerini yapmaları için hatırlatmada bulunuyor. 

Küresel düzeyde başlattığı “Hedef: Pozitif Bir Hayat” kampanyası ile kadınları güzel hareket etmeye, güzel düşünmeye ve güzel yemeye davet eden Nestlé Nesfit, meme kanserine karşı dünyada 7, Türkiye’de 2 yıldır mücadele yürütüyor. 

Araştırmalar, düzenli olarak kendi kendini muayene etmenin, meme kanserinden hastayı kaybetme riskini yüzde 18 oranında azalttığını gösteriyor olsa da kadınların büyük kısmı bunu bir alışkanlık haline getirebilmiş değil. Gelişmiş ülkelerde her 7 kadından birinde meme kanserine rastlanırken, hastalığın bu ülkelerde azalan, gelişmekte olan ülkelerde ise artan bir seyir izlediği görülüyor. 2030 yılında tüm meme kanserlerinin %75’inin gelişmekte olan ülkelerde yer alacağı tahmin ediliyor. Bu durumda Türkiye gibi ülkelerde erken teşhis oranını artıracak çalışmalar büyük önem taşıyor.

Amaç daha fazla kadının “kontrolü ele alması”
Meme Sağlığı Derneği (Memeder) ile işbirliğine giden Nesfit, kadınların bu konudaki farkındalıklarını artırmanın ötesine geçmeyi amaçlıyor. İşbirliği kapsamında daha fazla kadının düzenli olarak kendi kendine kontrollerini yapmasını sağlayacak bir davranış değişikliği yaratılması hedefleniyor. Bu amaçla oluşturulan “Nestlé Nesfit Kontrol Sende” Facebook etkinliği her ay kadınlara hem kendi meme kontrollerini yapmaları hem de diğer kadın arkadaşları ve aile üyelerini etkinlikte yer almaya davet etmeleri için hatırlatmada bulunuyor. 

Nestlé Nesfit, aynı zamanda Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla Ekim boyunca kadınları kendi pembe kurdelelerini yaratarak sosyal medyada paylaşmaya ve arkadaşlarını Facebook etkinliğine çağırmak için bundan yararlanmaya davet ediyor. Nesfit’in Facebook, Instagram, Youtube ve diğer dijital platformlarda kendi kendine muayenenin önemini vurgulayan paylaşımları ay boyunca devam edecek.

Ayça Erkol:  “Hedefimiz kendi kendini kontrol davranışının norm haline gelmesi”
Nestlé  Kahvaltılık Gevrekler  Ülke Müdürü Ayça Erkol, “Kadınların kendi kendini kontrol etmesi konusunda düzenli hatırlatmalar basit bir çözüm gibi görünse de, hayat kurtaracak derecede önemli bir fayda sağlıyor. Kadınlarla yapılan görüşmeler de bunu teyit eder nitelikte.. Hedefimiz, meme kanserine karşı mücadelede önemli bir değişim yaratacak bu davranışın bir norm haline gelmesi. Facebook etkinliğimize katılarak düzenli hatırlatma alacak ve kendi kendilerine muayenelerini gerçekleştirecek kadın sayısının her geçen yıl hızla artacağına inanıyoruz” dedi. 

Prof. Dr. Vahit Özmen: “Ülkemizde 8 kadından biri meme kanseri olabilir”
Memeder Kurucusu ve Onursal Başkanı Prof. Dr. Vahit Özmen ise Türkiye’de meme kanserine ilişkin şu bilgileri paylaştı: “Araştırmalar, ülkemizde meme kanseri sıklığının son 20 yılda 2 kattan fazla artış gösterdiğine işaret ediyor. Öngörüler ise, bu artışın devam edeceği ve yılda yaklaşık 25 bin kadına meme kanseri teşhisi koyulacağı ve her 8 kadından birinin meme kanserine yakalanabileceği yönünde.  Günümüzde bu konudaki bilinçlendirme çalışmaları erken teşhis imkanı sağladığı için büyük önem taşıyor. Mamografik tarama sonucu, meme kanserinden ölüm oranları değişik çalışma sonuçlarına göre yüzde 15 ila yüzde 35 oranına azalmış görünüyor.”

www.nesfit.com.tr

https://www.facebook.com/nestlenesfit.tr/

Ekim Ayı - Meme Kanseri Farkındalık Ayı
2004 yılından bu yana meme kanseri hakkındaki farkındalığı artırmak, erken teşhis ve tedaviyi desteklemek amacıyla ekim ayı tüm dünyada ve Türkiye’de meme kanseri bilinçlendirme ve farkındalık ayı olarak belirlenmiştir. Ay boyunca gerek sivil toplum kuruluşları gerekse Sağlık Bakanlığı tarafından yurt genelinde eğitimler ve bilinçlendirme kampanyaları düzenlenmektedir. 

Nestlé Hakkında:
Dünyanın lider beslenme, sağlık ve iyi yaşam şirketi Nestlé’nin temelleri 1866 yılında İsviçre’nin Vevey kasabasında atılır. Şirketin kurucusu Henri Nestlé dünyanın ilk hazır bebek mamasını geliştirir. Farine Lactée” adı verilen süt bazlı bebek maması olan bu  ilk Nestlé ürünü, şirketin insanı ve sağlığı her şartta öncelikli tutma, bilimsel araştırma kalite, güven, gibi temel değerlerinin de bir sembolü olur. 

Nestlé,  150 yılda yeni ürünler, yeni kategoriler ile istikrarlı bir şekilde büyümüş ve dünya gıda ve beslenme sektörünün lideri haline gelmiştir. Bugün Nestlé 500’e yakın fabrikası 335,000 çalışanı ile dünyanın neredeyse tüm ülkelerinde faaliyet göstermektedir.

4 kıtada 34 merkezde 5000 kişilik bir ekiple AR-GE çalışmaları yürüten Nestlé ve  AR-GE’ye her yıl yaptığı 1,7 milyar doların üzerindeki yatırımla araştırma geliştirme konusunda da gıda firmaları arasında lider konumdadır. 1909 yılında,  ülkemize giren Nestlé Türkiye’nin en köklü gıda firmalarındandır.  1927’de Türkiye’deki ilk çikolata fabrikasını kurarak üretime başlayan Nestlé,  bugün 12 kategoride 800‘ ün üzerinde  ürünü ve 50‘ye yakın markasıyla faaliyet göstermektedir. Üretimini Bursa Karacabey ve Bursa Kestel’deki fabrikalarında gerçekleştiren, Nestlé Türkiye’de satılmakta olan ürünlerinin %92’sini Türkiye’de  üretmektedir. 100 yılı aşkın süredir Türkiye’de faaliyet gösteren Nestlé bugün 3800  kişiye doğrudan, 7000’in üzerinde kişiye  dolaylı olarak istihdam sağlamaktadır. Nestlé, Türkiye’deki üretim üssünden başta Ortadoğu ve Kuzey Afrika olmak üzere bölge ülkelerine ihracat gerçekleştirmektedir. 

www.nestle.com.tr | www.facebook.com/NestleTurkiye

Memeder Hakkında
2007 Eylül ayında kurulan Meme Sağlığı Derneği, güncel bilimsel yanı ağırlıkta olan bir dernektir. Bünyesinde konuyla ilgili pek çok farklı uzmanın yanı sıra hem sağlıklı hem de meme kanserli kadınları barındıran dernek, kadınların daha sağlıklı olması için “halkla iç içe olmayı” misyon edinmiştir. 
Bu kapsamda 30 Aralık 2008 tarihinde başlayan Bahçeşehir Tarama Programı ile rutin aralıklarla 11 bin 144 kadın mamografi taramasından geçmiştir. Gerekli durumda 3 bin 427 kadına ultrasonografi taraması, görülen şüphe üzerine ise 189 kadına biyopsi yapılmıştır. Bu tarama ve rutin kontroller içinde 93 kadına erken evre meme kanseri teşhisi konularak, gerekli tedavilerde destek olunmuştur. http://www.memeder.org/

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

12 Mayıs 2016 Perşembe

Acemi Kuzu Kim mi?

İnsana kendi anlat deyince nereden başlayacağını bilemiyor...Ama bismillah diyip başlamak lazım

İstanbul' da doğdum, okudum,büyüdüm, üzüldüm, sevindim, aşık oldum, evlendim, anne oldum, plaza çalışanı oldum, esnaf oldum, iş kadını, ev kadını oldum.Oldum da oldum. Anne olma kısmı dışında çok fazla şey paylaşmadım bugüne kadar. 

1984 yılında doğmuş evin ikinci kızıyım. Benden sonra; bu çocuk çok güzel oldu, bunun üzerine çıkamayız demiş olacaklar ki hep evin en küçüğü kaldım. Hiç kardeşim olsun istemedim, hep en küçük en sevilen en el üstünde tutulan olmayı çok sevdim çünkü. Ablam benden 10 yaş büyük, abladan öte o benim küçük annem.Derdi derdim, sevinci sevincim, hiddeti hiddetim.

Hep inek öğrenci oldum. Hiç tembel olmadım, hiç çok zeki de. Hep çok çalıştım hep notlarım yüksekti. Üniversite dahil hiç bir dersim zayıf olmadı. Anandolu Lisesi'ni elimde bir test kitabı hatim ederek kazandım, üniversiteyi uyduruk bir dershaneye giderek. İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdim. Eğer mezuniyet töreninde okul birincisinin konuşma yapacağını bilseydim hem valla hem billa olurdum da birinci. Bir imza gününde Sunay Akın'ın kitabını imzalarak okuduğum bölümü sormuştu. Sonra da ne yapacaksın siyaseti nasılsa hep Amerika'nın dediği oluyor dediği günden sonra kamuda çalışmaktan vazgeçtim. 

Okul ile beraber hep çalıştım. Önce medya sektöründe sonra da 6 sene bankacılıkta. Her iki sektör de iş disiplini, harika sunum yapma ve uzun saatler çalışmaya alışmayı öğretti bana. Ama en önemlisi bir sürü yüreği iyi, kendi iyi harika insanlar kattı hayatıma.

Tatil için geldiğim Antalya'da bizim bey ile tanıştım. Hayatta tesadüf yoktur kader vardır cümlesinin karşılığı 3 farklı şehir arasında gide gele 2 sene sonunda kavuştuk. Daha çok küçük bir çocukken bir filmde duymuştum. Dünyada herkese birbiri için yaratılmış bir eş varmış.Gökyüzünde bir kitapta da o isimler yazarmış. O insanı bulmak için ise kader ve şansa ihtiyacın varmış. çok şükür ben ismimin karşısındaki isimi evlilik cüzdanımda da yanımda gördüm.

Sabah evden işe akşam işten eve gidip gelirken benim devreler yandı bir gün. Buraya sığmacak ama plazada çalışan kader mahkumlarının beni çok iyi anlayacağı sebeplerden bastım istifayı.Başka bir yazıda uzun uzun anlatırım.


2013 yılının başında Emir geldi. Benim evlat yarım, canımdan canım.Uzun ve engebeli yollardan gelen gerçek bir savaşçı. Bebek kokusu, evlat kokusu, kaybetme korkusu, teyzelik.

Sonra Ninu Bebe girdi hayatıma. Küçük bir dükkandı, ama benim dünyamdı. Asık suratlı takım elbiseli adamlardan sonra minik minik, cicili bicili çocuk kıyafetleri içinde bir marka yaratmak beni dünyanın en mutlu ikinci insanı yapmıştı. Birinci insanı olmam ise çok uzun sürmedi 1 sene sonra Asya geldi.

30 yaşımı doldurduğum sabah bulaşık makinasını boşaltırken artık İstanbul'da yaşamak istemediğime karar verdim. 2 ay içinde toplanıp Antalya'ya geldik. İşte bu da başka bir yazı konusu olsun.

1 seneyi geride bıraktım Antalya'da. Artık minik minik hanımlar beyler için kendi atölyemde kendi tasarımlarımı yapıyorum ve tüm Türkiye'ye gönderiyorum. Artık tüccar değil, terzi oldum. Dikmek diktiklerini minik bedenlerde görmek mutlu anne yüzlerinde seyretmekten daha iyi gelen bir şey yok. Gitgide büyüyor ve ninu ailemiz gelişiyor.

Bugün Antalya'da, atölyede dikiş dikip, kızımla bolca vakit geçirip, beyimle el ele huzurlu ve mutluyuz. Allah herkese dilediği huzuru ve mutluluğu nasip ve daim etsin.Amin.




Antalya Blogger Anneler Buluşması

Pazartesi günü Asya ile beraber sevgili Minigimle yaşam Selin'in organize ettiği Ninu bebe olarak sponsor olduğumuz antalya blogger anneler buluşması için parti adası 'ndaydık. Hem sohbet ettik hem de çocuklar ablaları ile oyun oynayıp eğlendiler. Bu Antalya'daki ilk event sponsorluğum olduğu için hem heyecanlıydım hem de bir çoğu ile yeni tanıştığım blogger anneler ile beraber olduğum için mutluydum.Malum Asya için uyuma düzeni oluşmadığından huysuzlansa da oyuncakların içinde kayboldu ve güzel vakit geçirdi. Gülerin yemekleri  'in yaptığı nefis kurabiyelerden Asya'dan fırsat oldukça yiyebildim çünkü Asya bayıldı ve yumuldu kurabiyelere.




Kadim dostum can yoldaşım meme hoşçakal...

Tarihler 22 Nisan 2016 gecesi saat 23:00 ü gösteriyordu. Asya 20 ayını geride bırakıyordu artık.Doğduğundan beri hiç yanından ayrılmadığı onunla gülüp, onunla sakinleşip onunla doyduğu memeyi son kez emdi. Bugün 12 Mayıs...Tam 20 gün oldu ve ben artık memeden kesildiğine emin olarak bu yazıyı yazıyorum.

Bizi bilen tanıyan herkes bilir ki Asya beni emmeye çok düşkün bir çocuktu.Uyurken uyanıkken, arabada giderken, canı yanarken ya da sadece canı istediği için sürekli beni yanında istiyordu.Zaman zaman aklıma nasıl bırakacağız sorusu geliyor ve içim acıyordu. Çok ağlayacak, üzerime tırmanacak, hasta olacak, zayıflayacak, huyu değişecek, mutsuz olacak sanıyordum. Evet sanıyordum. Çünkü hep böyle şeyler duymuştum. Şimdi siz de benden duyun.Biz memeyi bunların hiç birini yaşamadan bıraktık. Tabii ki ağladı, istedi ama içimi dağlayacak kadar değil.

Tamamen bir anne olarak tavsiyelerimi yazmak ve sizinle paylaşmak istedim. Çünkü çocuğu emmeye alıştırmak bir dert bıraktırmak bir dert...

Bebeğin kaç aylık olduğundan çok hazır olup olmadığı önemli bence. Evet iki yaşına kadar emzirelim. Ama bu çocuk da kurulu saat değil ki. 24 ayını doldurduğu sabah meme kapama düğmesi yok ya. O yüzden önce gözlemledim Asya'yı. Emzirmem onun için ne ifade ediyor? Besleniyor mu kullanıyor mu, oynuyor mu diye baktım. Gördüm ki Asya için artık sığınacak bir liman anneyi yanında tutma aracı, hatta bazen yumuşak bir oyuncak. Bir de baktım kendime ben hazır  mıyım diye.İşte o an karar verdim artık bırakmanın zamanı geldiğine.

Acı biber sürmek, tiksindirmek, yasaklamak... vb hiç yapmak istedim. Çünkü bu zamana kadar hiç bir konuda yasak, hayır, acı eğitim aracımız olmamıştı. Üstelik bu kadar kutsal bir şeyi, dünyaya geldiğinden beri en çok bildiği şeyi bu yöntemler ile ayırmak istemedim ondan.

O geceden 1 hafta önce ilk denemeyi yaptım. Sen artık büyüdün, memede süt azaldı, bitiyor diyerek telkine başladım. İlk gün fena değildi, ama ikinci gün çok istedi ben de verdim. O hafta oldukça azalttık, hatta 1 gün emmeden uyudu.  Ama çok istediğinde verdim. Ta ki Cumartesi gecesine kadar. Uyumak istemediği için emzirirken canımı yaktı. Ben de uff oldu dedim ve kapadım o gün bugündür artık bu dönem bizim için kapandı. Tek zorlandığım konu ki tamamen benim suçum başka türlü nasıl uyunur bilmediğinden uykuya dalarken sorun yaşıyoruz. Dön sağ dön sol dön benim üstüme yat...vb Ama zaten uykuya bayılmadığı için böyle yaptığını söyleyebilirim. 1. ayımız dolsun belki uyku eğitimi uygular bu sorundan da kurtuluruz. Toplamda 2 gün sürdü soruşu. Sonra bitti. O iki gün sorduğunda sadece 1 kere kriz geçirdi. Saçını sevdim, sıkı sıkı sarıldım ve şarkı söyledim. Sonra da ne o sordu ne de ben... Ama tabii ilk 2 hafta dikkat ettim emziren kimseyi görmesin diye.Şimdi artık bebeklerin meme emdiğine ve kendisinin bebek olmadığına ikna olmuş gibi.Görünce sadece bebek meme diyor ve bir şey talep etmiyor.

Gelelim neler oldu...Ne hasta oldu ne huyu değişti. Ama inanılmaz büyüdü. Hareketleri, konuşmaları, tepkileri. Bu konu ile alakası var mı bilmiyorum ama gerçekten artık çocuk oldu.

Zamanı geldiğini düşünüyorsanız korkmayın, endişelenmeyin ve sakin olun. Evde çekirdek aile olun ve eşinizin sizi destekleyeceğine emin olun. Ayy çok ağladı ver nolucak yazık daha küçük diyen birileri olmasın mümkünse. Bu yola bebeğinizle beraber ikiniz başladınız. İkiniz bitirebilirsiniz. Meme olmadan da annesinin onun yanında olacağını bilsin. Ananelere, babanelere bırakıp unutturmayın derim ben. İnanın başarabilirsiniz.


3 Mayıs 2016 Salı

Tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü kutlu olsun!






Anneler Günü geldi çattı… “Hep daha iyisi” diyerek bebeklerin ve annelerin isteklerine her zaman en iyi şekilde cevap veren, Türkiye’nin yeni bebek bezi ve ıslak havlu markası Sleepy, Unutkan Anneler’e teşekkür ederek onları unutmadığını gösterdi.
Bir zamanlar uyku kelimesini en sıcak kelime olarak tanımlayan, %50 indirimleri ve yeni sezon çantaları kaçırmayan, en son çıkan filmlere en önce giden, yemek keyfinden asla ödün vermeyen, küçük bir temizlikten sonra bile en az 3 saat dinlenen ve fönsüz dışarı adımını atmayan ama bir gün, dünyalarını değiştiren o büyük mutluluk ile birlikte dünyaları unutan tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü’nü büyük bir coşku ile kutladı.
Kendilerini çocuklarına adaya Unutkan Anneler’i unutmayan Sleepy, Anneler Günü için özel olarak hazırladığı ajandası ile de tüm annelerin kalbini çalmayı başardı. #unutkananneler hashtag’ini kullanarak Instagram ve Twitter sayfalarında paylaşımda bulunan ve Mayıs Ayı boyunca market.sleepy.com.tr adresinden alışveriş yapan herkese dağıtılacak bu ajanda ile tüm bir yıl mutluluk ve bol bol gülümsemeyle geçecek.
http://www.unutkananneler.com/
Sleepy, en sevdikleri pastanın son dilimini her zaman çocuklarına ayıran ve gerçek sevginin ne anlama geldiğini varlıklarıyla kanıtlayan Unutkan Anneler’e “İyi ki varsınız…” diyor ve kalpten bir teşekkür gönderiyor.


Bir boomads advertorial içeriğidir.