7 Mayıs 2017 Pazar

1.Bölüm: Görücü Geliyor

Sabah uyandığımda evdeki telaş çoktan başlamıştı bile.Keyifli bir pazar kahvaltı etmesine bile izin verilmemiş babam sessiz sedasız cezalı çocuklar gibi balkonda tabağına konmuş iki üç zeytin ve bir dilim peyniri yiyordu. Belli ki durumdan pek de hoşnut değildi ama yüz göz olmamak için ses çıkarmıyordu. Dün yaptığımız büyük ev temizliğinden sonra parmaklarımı yumruk yaparken bile zorlanır olmuştum. Evde silinmedik bir şey bırakmamıştık ki buna duvarlar da dahildi.Ev o kadar temizdi ki biz bile yanında kirli kalıyorduk ki hepimiz itina ile banyo yapmış hatta çitileniştik üstelik. Mutfaktan çat çut tabak, şangır şungur bardak sesleri geliyordu. Belli ki her evin vazgeçilmezi misafirler için alınmış, zinhar bizim değil üzerinde yemek yememiz ellememiz bile yasak olan misafir takımları çıkıyordu üst raflardan. İkramlıklar hazırlanıyor, kahve fincanları, kahve,şeker ve tabii ki cezve evimizin ilk görücüsü için kutsal emanetler gibi mutfak masasında muhafaza ediliyordu.
Gelin hanım mı? Sevgili ablam Sevgi, zavallıcık sürekli tembihleniyor, sen bir şey elleme sakın kızım deniyor, kahveyi önce kayınpederine sonra babana vereceksin diye yüzbirinci tembihini dinliyordu ben mutfağa girip günaydın dediğimde. Benim girmemle tembih yerini ışık hızı ile azara döndürdü. Neden?Böyle bir günde bu saate kadar uyunur muymuş? Sanırsın ki saat 10:00,daha 8:30. Tabii ki böyle diyemedim. Barut fıçısına dönmüş anneme bunu söylersem beni oracıkta limon sıkacağı ile posa haline getirebilirdi çünkü. Cevap vermeme de çok fırsat yoktu hatta bu bir soru da değildi ki zaten.Elime ordan bir kurulama bezi ve çatalları tutuşturuverdi. O an keşke daha çok çalışıp şu üniversite sınavını kazansaydım ya da en azından dershaneye gitmek için bastırsaydım bu sene de benim akıllı kardeşim Arzu gibi dershane bahanesiyle ortadan sıvışsaydım dedim içimden. Benden 5 yaş küçük olmasına rağmen öyle fettan öyle işini bilir öyle asidir ki anlaşıldığı üzere ihale hep bana kalır. Sevgi benden 4 yaşcık büyük ama evin hanım kızıdır o.Okulu hiç sevmedi, hep hayırlı kısmetini bekleyip helal süt emmiş iyi halli bir çocukla evlenmenin pıtırcık çocuklarının hayalini kurdu. O yüzden hep hamarat hep marifetliydi. Ortancaların kaderi bu olsa gerek. Büyük gelin olmuş gidiyor, küçük okullu akıllı bıdık, bendeniz tam adımın hakkını veriyorum. Deren; derleyip toparlayan. Evi,dertleri,sırları.... Yok bu sene o üniversite kazanılacak başka çaresi yok. İsimlerimiz bence annemin gizli bir şifresi ;Sevgi,Deren,Arzu... Sevgiyi derleyip toplamakmış arzusu. Ama o da olmamış kadıncağızın bahtına. Babamın saygısını kazanmış da,sevgisinden çok da emin değilim. Annem hep erkek doğuramadım diye der ama bence bundan daha fazlası olmalı. Annem sever mi bence o sever. Ama babamı değil, kocalık müessesesini, benimki demeyi... Evlilik enteresan şey, sevmediğin insanla ömür geçer mi hiç. Lise 2 de bir biyoloji hocam vardı. Çok saygın bir adamdı Allah var. Kendi gelmeden nöbetçi öğrenciyle çantasını yollardı. Bu ben geliyorum demekti ve biz çantayı görünce ayağa kalkar öyle beklerdik gelmesini. He saygımı al sana saygı. Ama sevgi mi o taze bitti işte. Ee ilişkimizde bu sebeple koca bir zayıf ile son buldu yılsonunda karnede. Ben bir sene katlanamadım sevmediğim adama, ömür geçer mi ya. Malum zaten evimizin konsepti bugün görücü ve evlilik. Ben tövbe içimin akmadığı, eve geldiğinde eteklerimin zil çalmadığı biriyle evlenmem evli de kalmam. Görücüyle evlenmek ne zaten, millet uzaya gidiyor biz daha görücü bekliyoruz. Görücüye de çıkmam, görücü gelen adama da bakmam. Annem duysa bu söylediklerimi sana kimse gelmez zaten merak etme derdi. Öğlen evdeki tüm hazırlıklar bitip de süslenme zamanı geldiğinde annemle ablam kuaföre gitti.Beni tabii ki götürmediler.Çünkü annemden habersiz kestirdiğim kısacık saçlarımdan sonra kuaför yasağım hala devam ediyor. Babam da artık ne kadar bunaldıysa adamcağız annemler kapıdan o bacadan ben biraz hava alacağım dedi çıktı.Müze gibi evde hiç bir şeye dokunmadan kukuman kuşu gibi yalnız kaldım. O an hazırlanmış masadaki yağdanlığa gözüm takıldı, bir de kızartma için hazırlanmış domates sosuna. Alsam dedim şişeleri şöyle bir sallasam etrafa annem geldiğinde yüzündeki ifade gözümde canlandı ki kapının sesi ile sıçradım korkuyla. Sanki annem yine aklımdan geçeni okumuş da beni paparalamaya gelmiş gibi hissettim. Bu heyecanlı hülyadan uyanıp Arzu'nun dershaneden geldiğine kanaat getirip derin bir oh çekip kapıyı açmaya gittim. Kapıda açtığımda babamı kan ter içinde rengi hafif beyazlamış gördüm. Annen nerde niye açmıyor telefonunu diye çıkıştı bana. Kuaföre gittiler dememi bile beklemeden "Ayfer görücüler erken gelmiş, 10 dakikaya burdalar" diye bağırarak içeri girdi nefes nefese.Ama Ayfer duymadı çünkü o muhtemelen kafasında bigudileriyle kuafördekilere hayırlı kısmetin havasını atıyordu o sırada. Belli ki haber gelmiş annemi aramış açmayınca da nerdeyse ordan buraya nefes almadan koşmuştu. Annemin görücü stresi tüm aileye sirayet etmişti anlaşılan. O an bir gülme geldi. Annem görücüye kapı açılması ile ilgili brifing vermiş, o sırada kimin hangi koordinatlarda duracağına kadar prova ettirmişti. Ama işte şimdi başrol oyuncuları olmadan PERDE denecekti. Kapıyı ablam açacaktı, hoşgeldiniz diyecek ardında annem olacaktı,sonra babam, ben ve Arzu sıralama buydu. O 10 dakika boyunca annemi belki 100 defa daha aradık. Ama açmadı açmadı ve sonunda kapı çaldı. Babam annenlerdir inşallah dedi ama yine de risk almamak için o da kalktı görev mahalline geçti.Kız babası kapıyı açamayacağına göre kapıyı açmak bana düştü.Gelen tabii ki annemler değildi.

12 Mayıs 2016 Perşembe

Acemi Kuzu Kim mi?

İnsana kendi anlat deyince nereden başlayacağını bilemiyor...Ama bismillah diyip başlamak lazım

İstanbul' da doğdum, okudum,büyüdüm, üzüldüm, sevindim, aşık oldum, evlendim, anne oldum, plaza çalışanı oldum, esnaf oldum, iş kadını, ev kadını oldum.Oldum da oldum. Anne olma kısmı dışında çok fazla şey paylaşmadım bugüne kadar. 

1984 yılında doğmuş evin ikinci kızıyım. Benden sonra; bu çocuk çok güzel oldu, bunun üzerine çıkamayız demiş olacaklar ki hep evin en küçüğü kaldım. Hiç kardeşim olsun istemedim, hep en küçük en sevilen en el üstünde tutulan olmayı çok sevdim çünkü. Ablam benden 10 yaş büyük, abladan öte o benim küçük annem.Derdi derdim, sevinci sevincim, hiddeti hiddetim.

Hep inek öğrenci oldum. Hiç tembel olmadım, hiç çok zeki de. Hep çok çalıştım hep notlarım yüksekti. Üniversite dahil hiç bir dersim zayıf olmadı. Anandolu Lisesi'ni elimde bir test kitabı hatim ederek kazandım, üniversiteyi uyduruk bir dershaneye giderek. İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdim. Eğer mezuniyet töreninde okul birincisinin konuşma yapacağını bilseydim hem valla hem billa olurdum da birinci. Bir imza gününde Sunay Akın'ın kitabını imzalarak okuduğum bölümü sormuştu. Sonra da ne yapacaksın siyaseti nasılsa hep Amerika'nın dediği oluyor dediği günden sonra kamuda çalışmaktan vazgeçtim. 

Okul ile beraber hep çalıştım. Önce medya sektöründe sonra da 6 sene bankacılıkta. Her iki sektör de iş disiplini, harika sunum yapma ve uzun saatler çalışmaya alışmayı öğretti bana. Ama en önemlisi bir sürü yüreği iyi, kendi iyi harika insanlar kattı hayatıma.

Tatil için geldiğim Antalya'da bizim bey ile tanıştım. Hayatta tesadüf yoktur kader vardır cümlesinin karşılığı 3 farklı şehir arasında gide gele 2 sene sonunda kavuştuk. Daha çok küçük bir çocukken bir filmde duymuştum. Dünyada herkese birbiri için yaratılmış bir eş varmış.Gökyüzünde bir kitapta da o isimler yazarmış. O insanı bulmak için ise kader ve şansa ihtiyacın varmış. çok şükür ben ismimin karşısındaki isimi evlilik cüzdanımda da yanımda gördüm.

Sabah evden işe akşam işten eve gidip gelirken benim devreler yandı bir gün. Buraya sığmacak ama plazada çalışan kader mahkumlarının beni çok iyi anlayacağı sebeplerden bastım istifayı.Başka bir yazıda uzun uzun anlatırım.


2013 yılının başında Emir geldi. Benim evlat yarım, canımdan canım.Uzun ve engebeli yollardan gelen gerçek bir savaşçı. Bebek kokusu, evlat kokusu, kaybetme korkusu, teyzelik.

Sonra Ninu Bebe girdi hayatıma. Küçük bir dükkandı, ama benim dünyamdı. Asık suratlı takım elbiseli adamlardan sonra minik minik, cicili bicili çocuk kıyafetleri içinde bir marka yaratmak beni dünyanın en mutlu ikinci insanı yapmıştı. Birinci insanı olmam ise çok uzun sürmedi 1 sene sonra Asya geldi.

30 yaşımı doldurduğum sabah bulaşık makinasını boşaltırken artık İstanbul'da yaşamak istemediğime karar verdim. 2 ay içinde toplanıp Antalya'ya geldik. İşte bu da başka bir yazı konusu olsun.

1 seneyi geride bıraktım Antalya'da. Artık minik minik hanımlar beyler için kendi atölyemde kendi tasarımlarımı yapıyorum ve tüm Türkiye'ye gönderiyorum. Artık tüccar değil, terzi oldum. Dikmek diktiklerini minik bedenlerde görmek mutlu anne yüzlerinde seyretmekten daha iyi gelen bir şey yok. Gitgide büyüyor ve ninu ailemiz gelişiyor.

Bugün Antalya'da, atölyede dikiş dikip, kızımla bolca vakit geçirip, beyimle el ele huzurlu ve mutluyuz. Allah herkese dilediği huzuru ve mutluluğu nasip ve daim etsin.Amin.




Antalya Blogger Anneler Buluşması

Pazartesi günü Asya ile beraber sevgili Minigimle yaşam Selin'in organize ettiği Ninu bebe olarak sponsor olduğumuz antalya blogger anneler buluşması için parti adası 'ndaydık. Hem sohbet ettik hem de çocuklar ablaları ile oyun oynayıp eğlendiler. Bu Antalya'daki ilk event sponsorluğum olduğu için hem heyecanlıydım hem de bir çoğu ile yeni tanıştığım blogger anneler ile beraber olduğum için mutluydum.Malum Asya için uyuma düzeni oluşmadığından huysuzlansa da oyuncakların içinde kayboldu ve güzel vakit geçirdi. Gülerin yemekleri  'in yaptığı nefis kurabiyelerden Asya'dan fırsat oldukça yiyebildim çünkü Asya bayıldı ve yumuldu kurabiyelere.




Kadim dostum can yoldaşım meme hoşçakal...

Tarihler 22 Nisan 2016 gecesi saat 23:00 ü gösteriyordu. Asya 20 ayını geride bırakıyordu artık.Doğduğundan beri hiç yanından ayrılmadığı onunla gülüp, onunla sakinleşip onunla doyduğu memeyi son kez emdi. Bugün 12 Mayıs...Tam 20 gün oldu ve ben artık memeden kesildiğine emin olarak bu yazıyı yazıyorum.

Bizi bilen tanıyan herkes bilir ki Asya beni emmeye çok düşkün bir çocuktu.Uyurken uyanıkken, arabada giderken, canı yanarken ya da sadece canı istediği için sürekli beni yanında istiyordu.Zaman zaman aklıma nasıl bırakacağız sorusu geliyor ve içim acıyordu. Çok ağlayacak, üzerime tırmanacak, hasta olacak, zayıflayacak, huyu değişecek, mutsuz olacak sanıyordum. Evet sanıyordum. Çünkü hep böyle şeyler duymuştum. Şimdi siz de benden duyun.Biz memeyi bunların hiç birini yaşamadan bıraktık. Tabii ki ağladı, istedi ama içimi dağlayacak kadar değil.

Tamamen bir anne olarak tavsiyelerimi yazmak ve sizinle paylaşmak istedim. Çünkü çocuğu emmeye alıştırmak bir dert bıraktırmak bir dert...

Bebeğin kaç aylık olduğundan çok hazır olup olmadığı önemli bence. Evet iki yaşına kadar emzirelim. Ama bu çocuk da kurulu saat değil ki. 24 ayını doldurduğu sabah meme kapama düğmesi yok ya. O yüzden önce gözlemledim Asya'yı. Emzirmem onun için ne ifade ediyor? Besleniyor mu kullanıyor mu, oynuyor mu diye baktım. Gördüm ki Asya için artık sığınacak bir liman anneyi yanında tutma aracı, hatta bazen yumuşak bir oyuncak. Bir de baktım kendime ben hazır  mıyım diye.İşte o an karar verdim artık bırakmanın zamanı geldiğine.

Acı biber sürmek, tiksindirmek, yasaklamak... vb hiç yapmak istedim. Çünkü bu zamana kadar hiç bir konuda yasak, hayır, acı eğitim aracımız olmamıştı. Üstelik bu kadar kutsal bir şeyi, dünyaya geldiğinden beri en çok bildiği şeyi bu yöntemler ile ayırmak istemedim ondan.

O geceden 1 hafta önce ilk denemeyi yaptım. Sen artık büyüdün, memede süt azaldı, bitiyor diyerek telkine başladım. İlk gün fena değildi, ama ikinci gün çok istedi ben de verdim. O hafta oldukça azalttık, hatta 1 gün emmeden uyudu.  Ama çok istediğinde verdim. Ta ki Cumartesi gecesine kadar. Uyumak istemediği için emzirirken canımı yaktı. Ben de uff oldu dedim ve kapadım o gün bugündür artık bu dönem bizim için kapandı. Tek zorlandığım konu ki tamamen benim suçum başka türlü nasıl uyunur bilmediğinden uykuya dalarken sorun yaşıyoruz. Dön sağ dön sol dön benim üstüme yat...vb Ama zaten uykuya bayılmadığı için böyle yaptığını söyleyebilirim. 1. ayımız dolsun belki uyku eğitimi uygular bu sorundan da kurtuluruz. Toplamda 2 gün sürdü soruşu. Sonra bitti. O iki gün sorduğunda sadece 1 kere kriz geçirdi. Saçını sevdim, sıkı sıkı sarıldım ve şarkı söyledim. Sonra da ne o sordu ne de ben... Ama tabii ilk 2 hafta dikkat ettim emziren kimseyi görmesin diye.Şimdi artık bebeklerin meme emdiğine ve kendisinin bebek olmadığına ikna olmuş gibi.Görünce sadece bebek meme diyor ve bir şey talep etmiyor.

Gelelim neler oldu...Ne hasta oldu ne huyu değişti. Ama inanılmaz büyüdü. Hareketleri, konuşmaları, tepkileri. Bu konu ile alakası var mı bilmiyorum ama gerçekten artık çocuk oldu.

Zamanı geldiğini düşünüyorsanız korkmayın, endişelenmeyin ve sakin olun. Evde çekirdek aile olun ve eşinizin sizi destekleyeceğine emin olun. Ayy çok ağladı ver nolucak yazık daha küçük diyen birileri olmasın mümkünse. Bu yola bebeğinizle beraber ikiniz başladınız. İkiniz bitirebilirsiniz. Meme olmadan da annesinin onun yanında olacağını bilsin. Ananelere, babanelere bırakıp unutturmayın derim ben. İnanın başarabilirsiniz.


1 Mart 2016 Salı

15 aylık oldu Asya...

Zaman bazen yavaş bazen hızlı aktı ve 15 ay geçiverdi. Asya büyüdü büyüdü bakalım neler oldu.

Asya 14 aylık oldu ve tam anlamı ile yürümeye başladı. 1 aydır pata pata yürüyor.

Meyvelerden ilk ananasın ismini söylemeye yeltendi. Tabii fotoğraflarda görerek. Gerçeğini gördüğünde çok şaşırdı. Ama en çok küçük mandalina ve portakal ile oynamayı seviyor.

Anne,baba,teyze,emir,dede,hala şimdilik söyledikler.

3 Aralık 2015 Perşembe

PonPonlu Örgü Bere Yapımı

Aman da aman büyümüş de örgü bereler örer, onları satar derken acemi kuzu sizden gelen istekler doğrultusunda tek tek adımların fotoğraflarını çekerek bere yapımını anlatır olmuş bu yazıyla. İlk defa yazarak bir örgü anlatıyorum o yüzden karışık ve anlaşılmaz olduysa affınıza sığınırım. Aramızda yabancı yok. İster kendiniz örün ister annenize ördürün ya da tık tık sipariş verin siz bilirsiniz. https://www.facebook.com/Ninu-Bebe-1390507911167545/

E hadi buyrun tarife o zaman.



3,5 numara tığ, tabii ki yün ve bir de karton lazım.Yün bebe yünü olabilir. Ama ben daha çok zararlı madde içermez sertifikası olan yünleri tercih ediyorum. Yumuşacık ve güvenilir oluyor.

1.İki zincir ile başlıyoruz. Hadi kolay gele. Zinciri birleştirip yuvarlak yapıyoruz.


 2. Yaptığımız yuvarlağın içini 10 tane ikili trabzan ile doldurup birleştiriyoruz. (Başına dolayıp batıp iki seferde çekiyoruz) 


3.2 zincir çekiyoruz.



 4. 10 trabzanın her birine ikişer kere batarak  tüm sırayı böyle geçiyor ve toplamda 20 ikili trabzan yapıp kapatıyoruz. Tabii 2 zinciri çekip yeni sıraya başlıyoruz.



 5. 20 trabzanın ilkine çift ikincisine tek batarak toplamda 30 ikili trabzan yapıp kapatıyoruz. Tabii 2 zinciri çekip yeni sıraya başlıyoruz.


5.30 trabzanın ilkine çift diğer ikisine tek batarak toplamda 40 ikili trabzan yapıp kapatıyoruz. Tabii 2 zinciri çekip yeni sıraya başlıyoruz.


6. 40 trabzanın ilkine çift diğer üçüne tek batarak toplamda 50 ikili trabzan yapıp kapatıyoruz. Tabii 2 zinciri çekip yeni sıraya başlıyoruz.


7. 50 trabzanın ilkine çift diğer dördüne tek batarak toplamda 60 ikili trabzan yapıp kapatıyoruz. Tabii 2 zinciri çekip yeni sıraya başlıyoruz.



8. 60 trabzanın ilkine çift diğer dördüne tek batarak toplamda 70 ikili trabzan yapıp kapatıyoruz. Tabii 2 zinciri çekip yeni sıraya başlıyoruz.




 9. 7 sıra arttırma ve 14 cm 1-2 yaş için uygun bir büyüklük. (Fotoğrafın başı dönmüş kusura bakmayın)



10. Artık arttırma yapmadan her bir ilmeğe bir ikili trabzan yaparak şapkamızı büyütüyoruz. Göreceksiniz zaten kendiliğinden kıvrılmaya şekli ortaya çıkmaya başlıyor.




 11. 17 cm boy yine aynı beden için uygun bir büyüklük. 17 cm olduktan son kulaklara geçeceğiz.


 12. Kulaklar için 14 ilmek gidip keserek döneceğiz.



13. Her dönüşte iki ilmeği tek seferde çekerek kesme yapıyor ve üçgen görüntüsüne ulaşıyoruz.



14. Eşit mesafe ayarlayarak diğer kulağı da aynı şekilde yapıyoruz.


 15. Sıra geldi pom pon yapmaya. İstediğiniz büyüklükte iki tane simit şeklinde karton kesiyoruz ve ikisini birleştirerek etrafına ipi doluyoruz.


16. İki kartonun arasından makas darbesi ile tamamını kesiyoruz.



17. İki kartonun arasından ip geçirip sıkıca bağlıyoruz.


 18. Kartonları çıkarıyoruz ve pom ponumuz hazır.



 19. Şapkanın tepesinden iplerini geçirip sıkıca bağlıyoruz.




20. Şapkamız hazır. En son kenarlarını sıkı iğne ile geçebilirsiniz.



21. Kenar örgüleri için yaklaşık 50 cm uzunluğunda bir kartona ipi doluyoruz. Çıkarıp kulak kısmından geçirip normal saç örgüsü ile kapatıyoruz.




İnşallah faydalı olur. Yaptığınız berelerin fotoğraflarını bekliyoruz. Kolay gelsin.


26 Eylül 2015 Cumartesi

Yalancı ama Bir O Kadar Kolay Tavuk Göğsü

Hem kolay hem hızlı hem de her yiyenin tarifini istediği yalancı tavuk göğsü 2015 kurban bayramına damgasını vurmaya devam ediyor.

Malzemeler;

1 litre süt
1 paket margarin
1 bardak şeker
1 bardak un
1 paket vanilya

Yapılışı

Tüm malzemeleri tencereye koyup, sürekli karıştırıyoruz. Kaynayıp muhallebi kıvamına gelince altını söndürüp biraz soğuyana kadar bekliyoruz. (Bir instagrama bakıp çıkın, girmişken acemi_kuzu sayfasını da takibe alırsınız...) El blender'ı ile iyice topaklanan yerleri tırtlatıp borcama döküyoruz. İyice soğuduktan sonra da doğru buzdolabına.

İşte bu kadar bitti. Servis ederken de adettendir üzerine tarçın koyabilirsiniz...

Afiyet olsun. 

Yiyip de tarifini soran olmazsa önümüzdeki bayram söz baklava tarifi vereceğim:)