29 Mayıs 2014 Perşembe

25. Hafta ve Küçük Takla Güvercinim

Hamileliğimin erken dönemlerinden beri gündemimizde değişmeyen bir konu vardı. O da bu çocuk neden hareket etmiyor. Hareket etse de ben neden hissedemiyorum du. Çok şükür artık çok net hissediyorum. O kadar ki yattığımda karnımdaki tekmesi gözle görülür halde. Ellerini koyduğunda babası da artık hissedebiliyor. Hala hareketlerini hissetmeye alışamadım. Her seferinde gözlerim doluyor. Her seferinde ilkiymiş gibi heyecanlanıyorum gülmeye başlıyorum. Bu aralar ismi takla güvercini. Sanırsın sürekli takla atıyor içerde.



Hamilelikte en önemli şeyin sabır olduğunu artık iyice öğrendim. Bulantılar ne zaman geçecek, ne zaman hissedebileceğim, ne zaman kalp atışını duyacağım, ne zaman ellerini görebileceğim, ne zaman cinsiyetini öğrenebileceğim. İşte bu soruların tek cevabı zamanı gelince. O yüzden önce sabretmeyi öğreniyorsun. 

Hareketlerini hissetmeye başladıktan sonra sihirli bir değenek değdi sanki bana. Artık bir çok korkum ortadan kalktı. Doğumdan bile eskisi kadar çok korkmuyorum. 20. haftaların başından beri bu konuyu o kadar çok araştırdım ki ya zamanla alıştım, kanıksadım ya da bebeğimi hissedince başarabilirim gibi bir cesaret geldi. 

Bu hafta ile ilgili olarak okuduğum en enteresan bilgi burum deliklerinin açılmaya başlaması. Bu zamana kadar kapalı olduğunu bilmiyordum. Bu yeni özellik onun dünyasında ne değiştir bilmem ama hep güzel kokular duysun diye dualarıma bir şey daha eklendi:) Şeffaf olan teninin kızarmaya başlaması ve daha çok bir bebeğe benzemesi de ayrı bir heyecan bu hafta için.

Yarın için şeker yükleme testim vardı. Ama gıcım işlerini ayarlayamadığı için randevuyu Pazartesi gününe aldım. O su nasıl bir şey, kolumu nasıl delik deşik ettiler Pazartesi günü anlatacağım.


26 Mayıs 2014 Pazartesi

Pazar Gezmesi ve Oda Seçiminde Mutlu Son....

25. haftanın ilk gününü bahar çocukları gibi şen karşıladık. Haftalar süren bebek odası seçimini çok şükür mutlu sona bağladık ve siparişi verdik.

Geçtiğimiz hafta yine Modoka'ya gitmiş ve daha önce gezmediğimiz diğer mağazaları gezmiştik. Sonunda Modoko'da Uçan Bebe'deki Hüseyin Bey'in de bize verdiği güven ile kararımızı vermiştik. Ama tabii abla ve anneye sormadan, fikir almadan almak mümkün değil. O yüzden Pazar günü maaile gittik Uçan Bebe'ye. Daha önce aklımda olan balerinli mobilyadan vazgeçeli çok olmuştu. Ne de olsa acemi kuzu'dan bir balerin çıkması çok da mümkün değildi. Olsa olsa tombul bir balerin olurdu ki. O da kapısını süsleyecek. Acemi kuzunun yavrusu olsa olsa minik acemi kuzu olurdu. İşte tüm bu sebeplerden tam içime sinen bir kuzu buldum. Heyecandan fotoğraf çekmeyi unuttum. O yüzden ancak internette bulabildiğim çok da kaliteli olmayan fotoğrafını paylaşabiliyorum. 30 Haziran'da teslim edilecek o zaman bol bol fotoğrafını paylaşacağım.





Benim baktığım modellerde dolap, şifonyer ve yataktan oluşan bir takım için fiyatlar 2,800 TL'den başlayıp, 6,500 TL'ye kadar gidiyordu. Mutlaka daha ucuza ve daha pahalıya takımlar vardır. Ağacıydı, boyasıydı, çekmecelerin stoperi, sağlamlığı, güvenliği derken içime en çok sinen takım bu oldu. Bu fiyatların ortalarında bir yerde kararımızı da vermemiz de iyi oldu tabii. Norveç ağaçlarından kesilip 1 yıl depolarda bekletilen ağaçlardan da olmayı versin mobilya:) Asya Türk kerestelerine emanet özetle:)

Yatağı altı bazalı ve büyüyebilen tercih ettik. En azından 8 yaşına kadar yeni oda talep etmemesini umuyoruz. Dolap, yatak, şifonyer üzerindeki kuzulu figürler demonte. İstediğimiz zaman çıkarabileceğiz. Dolabının 3 kapılı olması yeterli olur umarım diyerek 3 kapılı dolapta karar kıldık. Şifonyeri bol bol çekmeceli olacağı için yerimizin yeteceğini umalım.

Emzirme koltuklarında rahat edemedim. Zaten oldum olası sallanan koltukta midem bulanır. O yüzden koltuk kısmını şimdilik es geçtim. Hele bir oda gelsin ondan sonra.


25. haftada bu işi halletmek bazılarına erken gelebilir ama daha 3 aylıkken gelen varmış. 30 Haziran teslim gözüküyor ama malum mobilyacılar o kesin Temmuz'a kalır. 1 1,5 ay da mobilyanın havalanması sürse oldu mu Ağustos'un ortası. e yerleştir fotoğraf çektir geldi Eylül ve inşallah Asya.


Pazar kahvaltısı için bir yer tavsiye etmeden biteremeyeceğim. İstanbul Anadolu yakasında olanlara Pazar kahvaltısı için hem uygun fiyatlı hem leziz hem de çocuklar için parkı olan bir yer söyleyeceğim. Maltepe sahilde evlendirme dairesini geçtikten sonraki 2. ışıklardan içeri girince Yörük Çadırı'nda açık büfe kahvaltı yapan bir işletme. Kapıda karşılama yapan Melek'ten servis yapan garsonuna kadar herkes güleryüzlü. yenen şeyler lezzetli ve standart açık büfe. Fiyatı da 25 TL. Biz tüm aile gittik ve benim yakışıklı yeğenim parkında çokça eğlendi. Yerleri de suni çim olduğu için yerlerde de yuvarlanmasında bir sakınca olmadı.Aklınızda bulunsun.Kahvaltıda uzun uzun zaman geçirildiğinden ferah bir ortam olması oldukça önemli.

LINE ile sevdiklerinize ücretsiz internet hediye edin!

Dünyanın önde gelen mobil platformu LINE, 50MB ücretsiz internet olanağı sağlayarak kullanıcılarının iletişim olanaklarını artırmalarına ve birbirleriyle dayanışmalarına katkıda bulunuyor.  Mesajlaşma, yüksek kalitede sesli ve görüntülü arama, sesli mesaj, fotoğraf ve lokasyon göndermeyi bir arada ve ücretsiz sunan LINE, kullanıcılarına 50 MB’lık interneti ücretsiz sunmakla kalmıyor, aynı zamanda  internet paketi kazananlara isterlerse bunu başkalarına hediye etme olanağı da yaratıyor.

Yalnızca LINE kullanıcılarına sunulan kampanyaya katılmak için çok basit ve eğlenceli bir yol bulunmuş:

Öncelikle telefonunuza LINE’ı indirmeniz gerekiyor: http://line.me/tr/download

1) Etkinlik haftası olan 26 Mayıs - 1 Haziran tarihleri arasında LINE arkadaşlarınıza en az 3 farklı günde mesaj, sticker ya da fotoğraf gönderin.

2) Mesaj gönderdiğiniz her gün için 1 puan kazanacaksınız.

3) 3 puanı topladığınızda, ücretsiz 50 MB internet sizin olacak!

Gerekli puana ulaştıktan sonra LINE Türkiye resmi hesabı tarafından iki hafta içerisinde bilgi mesajı alacaksınız. Mesajda belirtilen alana internet paketinin yüklenmesini istediğiniz telefon numarasını girmeniz yeterli. İnternet paketi giriş yaptığınız anda geçerli olacak ve 24 saat boyunca kullanılabilecek. Bilgi mesajının size ulaşabilmesi için LINE Türkiye resmi hesabını arkadaşınız olarak eklediğinize emin olun. Bunun için; LINE’ın ana menüsünde yer alan Diğer/Daha Fazlası > Resmi Hesaplar bölümünü kullanabilirsiniz.

50 MB’lık internet paketi, Turkcell abonesi numaralar tarafından kullanılabiliyor.  “Ama benim hattım Turkcell değil” diyorsanız üzülmeyin, bilgi mesajıyla birlikte gelen formu doldururken arkadaşlarınız ya da sevdiklerinizin numarasını girerek kazandığınız internet paketini onlara hediye edebilirsiniz.

Ücretsiz internet paketinize hemen sahip olmak için LINE yükleyin! http://line.me/tr/download

Bir boomads advertorial içeriğidir.

23 Mayıs 2014 Cuma

Gebe Kadın İle Nasıl Konuşulmaz - 2

Gebe Kadın İle Nasıl Konuşulmaz  yazı dizimize olan ilgi sebebi ile çok beklemeden ikinci kısmını da yazmak istedim. Nasıl olsa maddeler çok.



6- Bu konuşmadan çok yapılmaması gereken bir hareket ile ilgil bir madde. Şimdi sevgili teyzeler, ablalar gebe olmayan bir kadının karnına dokunduğunuzda muhtemelen sapık, akli dengesi bozuk damgası yerseniz. Şimdi içerde bebek var diye ne bu köklü değişim. O karın hala benim vücudumunbir parçası. Hani şöyle elleyip elini çekenlere bir şey demiyorum, bir de böyle baya okşayanlar var. Ben senin yanağını, bacaklarını okşuyor muyum. Tekrar söylüyorum o karınlar hala bizim karnımız ve okşamalarınızı bebek değil biz hissediyoruz.

7- İşte bu da sadece sizden önce doğum yapığı için kendini bebek gelişim ve bakım gurusu sanan bayanlara geliyor. Ağız birliği yapmış ya da gizli gizli bir evde buluşup gebe kadını nasıl çileden çıkarırız diye planlayan bir tarikatmış gibi cümleleri aynıdır. "Şimdi karnında iyi günler. Sen hele bir doğunca gör. Biteceksin" Şimdi napim ben. Çok korktum diyip gidip aldırayım mı bebeği. Üstelik madem bu kadar şikayetçiydin sen niye doğurdun ikinciyi ya da ver çocuğu sosyal hizmetlere de kurtul ben im bebeğime niye Afacan Denis muamelesi yapıyorsun.

8- Gebe de olsak 30 senelik insanlık tecrübemiz baki. Karnımızın içindeki bebek, beynimiz değil. Hala yaşamsal fonksiyonlarını tam olarak yerine getirebiliyor. Karnımızın doyup doymadığını, canımın bir şey isteyip istemediğini biliyoruz. Ay az yedin, çocuk beslenemez, bebeğin canı istemiştir, ay dünyaları yedin...vb sözlerden sizi men ediyoruz.

9- Oh oh hamile de o yüzden böyle zombi gibi diye sevinme. Sevinsen de belli etme. Hamilelikten bu geçer diyince geçmiyor. Üstelik vicdan yapıyor gebe. Denize atılmış bir şişenin içindeymiş gibi hissediyor kendini çoğu zaman.sallanıyor da sallanıyor. Ama siz böyle yapınca şikayet edesi gelmiyor. Olacak o kadar hamilesin lafını lugattan kaldırıyoruz.

Siz siz olun bir gebe ile konuşmamanız gerekenleri bilmiyorsanız sadece susun ve gülümseyin...

22 Mayıs 2014 Perşembe

Gebeleri Anlama Kılavuzu-1

Gebe Kadın İle Nasıl Konuşulmaz? yazısının şuana kadar en çok okunan yazı olması hepimizin aynı dertlerden müzdarip olduğu sonucuna ulaştırdı beni. Bunun üzerine ben de dedim ki madem bizi anlamıyorlar acemi kuzuca bir gebe anlama kılavuzu yazalım ki doğuma kadar azcık rahat edelim. işte ilk maddeler. Eklemek istedikleriniz olursa yorumlarınız ile kılavuza destek olabilirsiniz:)


1- İlk madde baba adaylarına geliyor. Şimdi her ay bu kadının halleri geliyordu ya size hayatı zindan eden. Çorabını neden orda çıkardın, tıraş köpüğünün kapağı neden açık ve dolapta değil, su bardağını neden dünyanın ortasında bırakıyorsun, neden beni bugün aramadından başlayıp "gözünün üzerinde neden kaşın var"a kadar varan ruh hali. İşte onu 1.000 ile katlayın. Bilimsel verilere dayanarak konuşuyor bu acemi kuzu. Birebir doktorumun tarifi. Horman seviyesi o kadar artıyor ki artık kulaklarımızdan kızgın küçük kadınlar çıkıp dişlerini etlerinize geçirmek için sabırsızlanıyor. Bu durumda siz  ne yapacaksınız? İşte birinci ipucu burda. Bir evliya sabrı gösterip gülümseyecek, cevap vermeyecek, özür dileyecek, çiçek alacak, ayaklarımıza masaj yapacak ve bizi ne kadar sevdiğinizi söyleyeceksiniz.

2- İkinci madde genel aile fertlerine ve yakın arkadaşlara gelsin. Yakınınızdaki gebe dünyanın en pozitif, en kaderci insanı da olsa korkuyor ve çok endişeli. Doğumdu, ağrıydı,sancıydıdan önce bebeğinin sağlığı için endişeli. Parmakları oluştu mu, tam olarak 5 tane mi, gözü var mı, kalbi iyi mi, zekası ile ilgili her şey yolunda mı... ve milyonlarca kafasında deli sorular... Ama tabii hiç birini size açamyor. Neden? Çünkü? Ay saçmalama o nasıl söz? Deme öyle şeyler?...vb sanki endişesi değil de tövbe temenniymiş gibi suçlayıcı ve abartılı nidalarınız içimizdeki canavarı dışarı çıkıyor ve bir sonraki maddeyi tetikliyor.Buyrun 3. madde;

3- İyi bir anne olamayacak mıyım? Evet işte bu soru. Neden olacak mıyım değil de olamayacak mıyım diye sorarsanız işte genel gebe psikolojisi. Hayatında ilk defa anne olacak gebe kadın bilmez ki annelerin hepsi iyidir ve tüm çocuklar annelerine tapar. Doğru beslenecek mi, iyi bir insan olacak mı, ya yanlış bir şey yaparsam..vb. İçten içe bir seri katil, ailesinden nefret eden, açlıktan ve bakımsızlıktan sürünmekte olan bir çocuktan korkar. Bu yüzden sık sık kendisine ne kadar iyi olduğu ve çocuğuna en iyi şekilde bakacağı, büyüteceği ve yetiştireceği hatırlatılmalı.

4- Gebelerin omurilikleri yer değiştirir. Bebek tüm organları kendine yer açabilmek için itiştirir. Gebenin beli ağrır, ağarlaşır sağdan sola zor döner. Her yatakta dönüşünde uyanır. Uykusunu da alamaz üstelik. Bu hareketleri size sevimli hayvanları(penguen vb), büyük taşıma araçlarını (vapur vb) hatırlatabilir. Ama gebe kendini hala düğününde gibi hissetmek ister. İşte bu yüzden benzetme yapmaktan çekinin. Yoksa küçük horman kadınları kulaklardan çıkıp sizi dişlemeye başlayabilir.

5-Gebenin çok sık tuvalete gitmesi gerekir. Üstelik bu istek aniden gelebilir. Çünkü mesanenin üzerindeki yük çok olduğundan az bir dolulukta bile işkenceye dönen sıkışmalara yol açabilir. Gebe her tuvaleti beğenmez, beğenmemelidir de. Mikroba çok açık bir haldedir ve alacağı herhangi bir mikop normal insana göre hayat kalitesini daha çok düşürür. İşte tüm bu sebeplerden dışarı çıkıldığında yanındaki kişi en az hamile kadar bu konuya özen göstermelidir.Radarlarını açık tutup çevredeki uygun tuvaletleri kontrol altında tutmalıdır. Bu sıkışmalar sık sık gece de başa gelebilir ve gebenin bundan şikayet etme hakkı her zaman vardır.

Devam Edecek...

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Gebe Kadın İle Nasıl Konuşulmaz - 1


Özellikle bu konuda uzun zamandır yazmayı planlıyordum. Ama hangi birini yazayım, nerden başlayayım diye erteliyordum. Sonunda br kaç parça halinde yazabileceğime karar verdim. Konumuz "gebe kadın ile nasıl konuşulmaz?" Nasıl konuşulur yerine nasıl konuşulmaz dememin sebebi insanların genelde yapılmaması gereken şeyleri yapması ve tüylerimi diken diken etmeleri beni bunalıma sürüklemeleri.



1- Doktorlar senelerce okumuş ve diyorlar ki herkesin karnı farklı şekilde büyür. Ama yok bizim profesör teyzelerimiz hepsinden çok daha iyi bildiği için karnımı çok büyümüş ya da aaa hiç büyümemiş olarak görüp bir de üzerine yorum yapıyorlar. Şimdi şöyle ki sevgili teyzeler hamile kadın horman denizinde boğuluyor zaten. Şimdi sen ona ne desen o bunu kötü olarak yormaya meyilli. Küçük desen "bebek küçük mü kaldı, iyi beslenemiyor mu?" diye kendini yiyor. Yok kocaman olmuş göbeğin, balon gibi şişmişsin ( bana değil ama bunu diyeni de duydum) dersen zaten insanlıktan çıkan gebe kadın intihar veya cinayete meyilli oluyor.Maşallah de geç teyzecim, göbeğinin cm'inden sanane, kadına ne. Ellerinizden öperim.

2- Kendi korkunç doğum hikayeleri anlatan a dostlar, bu sözlerim size. Accık pembelik katın hikayelerinize. belki benim öyle olmayacak. Neden korkayım o güne kadar. Hadi korktum diyelim faydası var mı bana şimdi korkmanın.Tamam zor de ama pozitiflik kat azcık. Ölür müsün? Yakana mı yapışıcam sen bana böyle olacak dememiştin diye. "Sakın normal doğurma?" diyeni bile duydum. Peki doğurmam. Töbe töbe. Bir şey de denmiyor ki ağzını açıp balık gibi dinliyorsun anlattıklarını.

Benim sorduğum ve anlatan arkadaşlara sözüm yok. Zaten onlar ne kadar zor olsa da yumuşacık anlatıyor. Ama sevgili dostlar, çeşitli şartlarda karşılaştığım sevgili bayanlar. Bu kadın zaten gece gündüz doğumu düşünmekten kendini alamıyor. Normal doğum desen tarifsiz acılar, mahremiyete saygı duymayan 10 kişinin muayene ettiği ortamlar, bebeğim sağlıklı mı sorunsalı...vb. Sezeryan desen kırmızı başlıklı kız romanı. Avcı yani doktor, kurtun karnını yarıyor ve içine taş doldurup dikiyor. E daha önce hiç anestezi almamış insan acemi kuzu bayılacak mıyım diye de korkuyor üstelik. Ya bayılmazsam ya canlı canlı keserlerse? Local anestezi zaten ayrı kabus ellerini bağlıyorlarmış, önünde koca bir örtü adamlar orda karnını cırtlatıyorlar. Ay hangi birini diyeyim. Gebe kadının kafası gün 24 saat o 36 saat bunları bilinç altında kuruyor zaten.

3- "Aaaa çok kilo almışsın" konusunu hızlıca geçiyorum. Sadece diyorum ki demeyinnnn. Diliniz lal olsun yine de demeyin

4- "Aaaa sen daha doğurmadın mı?" Sevgili bayan bir insan evladının anne karnında kalma süresi belli. Dünya var olduğundan beri süre aynı. Sen benden neyin mucizesini bekliyorsun. 5 ayda mı doğursaydım. Hadi doğurdum bundan sanane. Kaç aylık hamilesin? Allah tamamını erdirsin. Hayırlısı ile kucağına al de geç. Yok illa neden doğurmadığımı sorguluyor. Zamanında bende bir kişiye yapmıştım. Çok pişmanım. Nolur yapmayın. Zaman hepimize aynı akıyor ve hiç bir gebe kadın mucize yaratamıyor.

5-  Benim gbi sivilceli bir cildiniz var ise, hamilelik döneminden ergenliğe dönebilirsiniz. Suratınızda ve dekolte bölgenizde onlarca sivilce ve nedenini anlamadığım et benleri peyda oluyor. Doktora soruyorsun hamilelikten geçecek diyor. E mantıksız da değil. Şurda bir kaç ay sonra geçer, geçmezse bakarım çaresine. Ama yok doktor seni rahatlattı, teyzeler arkadaşlar çevredekiler rahat bırakmaz. Onu sür, bunu sür, doktora git, ay fena olmuşsun, ben de hiç olmadı...Tamam ama ben de oldu, hem öyle cüzzmlı gibi de değilim Allah'a şükür, hiç bir şey de sürmüyorum bebeğime gider diye. Kızamık mı oldun diyen oldu Allah sizi inandırsın. E şimdi ben ne deyim bu kadına. He dedim Allah korusun hamile hamile kızamık oldum, böyle insan içinde çalışmaya devam ediyorum ama.

Siz siz olun bir gebe ile konuşmamanız gerekenleri bilmiyorsanız sadece susun ve gülümseyin...

Yazacak çok şey var daha, bir başka yazıda devam etmek üzere hoşçakalın diyorum.

20 Mayıs 2014 Salı

23. Haftada Biz Neler Yaptık?

Geçtiğimiz hafta 23. haftayı geride bıraktık. bakalım neler neler olmuş....








Bu hafta Soma'da yaşanan üzüntüler, acılar fiziksel olarak etkiledi bizi. 2 gün boyunca geçmeyen baş ağrısı beni Parol içmeye ve uykusuz geceler geçirmeye mecbur bıraktı. Hem sonsuz bir şükür duygusu hem de sahip olduklarına sevinmekten utanma duygusunu bir arada yaşadım. Hem hiç bir şey yapmak istemiyor hem de can sıkıntısından boğuluyordum.

Ayrıntılı ultrason ile ilgili de içten içe şüphelerim vardı. İnsan ne kadar iyi hissederse hissetsin hep bir "her şey yolunda mı acaba? bir sorun var mı acaba?" sorularını kafasından atamıyor.

Derken Perşembe günü geldi çattı. Ayrıntılı ultrason için erken saatlerde hastahanedeydik.Bu hafta hiç gülmeyen yüzüm, her şeye alınır halim, huysuz kadınlığım tavandı. Gıcım bir şey söylemeye korkuyor, annem ne zaman patlayacağım diye tetikte bekliyordu. Rutin kontrolleri yapan doktordan başka bir uzman yapıyor bu ultrason görüntülemeyi. Doktorun asistanı bir kağıt verdi ve bunu imzalamamı istedi. Kağıt iki koca sayfa ne okuyacak ne de okuduğumu anlayacak durumum vardı. Bir de ayrıntılı ultrason için normal ultrasonlardan farklı olarak mesanenin boş olması gerekiyormuş. Gıcıma kağıdı verip, iyice oku dedikten sonra tuvalete gittim. Döndüğümde o hala okuyordu. Sabır taşımın çatlak olduğunu bildiğimden hemen asistana sordum ne yazıyor burda diye. Efendim şöyle bir durum varmış. Bu yapılacak işlem ayrıntılı ultrason, organlarına ve uzuvlarına bakılıyor. Karın üzerinden işlem normal ultrason gibi yapılıyor. Ama tabii bazı hastalıklar ve sorunlar bu ultrasondan gözükmeyebiliyormuş. İmzaladığım şey de tam olarak bununla alakalıymış. Yani ilerde bir sorun olduğunda biz size herşey gözükmez demiştik demek için. Bebek ve beni etkileyen her hangi bir zarar olmadığı için bir çırpıda imzalayıp hemencecik içeri girdik.Güler yüzlü, içeri girildiğinden ayağa kalkıp buyur eden doktor candır. Ekrana bakmaya devam eden ve bir yandan da konuşan doktor mümkünse hep uzağa gitsin. Sevecen doktorumuzla önce kısa bir sohbet ettik. Nasıl gidiyor var mı bir sorun vb...Ben baş ağrısı dedim lodostandır dedi:) kaygılarım var dedim e gel bebeğe bir bakalım dedi....Derken koca ekrana geldi bizim kız. Tam açıldığı esnada ağzını açmış amniyo sıvısından içiyordu. Afiyet olsun benim tatlıma dedik. Ellerine baktık zafer işareti yapıyor.

Kalbi, kalp kapakçıkları, midesi, safra kesesi, böbrekleri, omurgaları derken sıra yüzünü görmeye geldi ama malum bizim kız biraz inatçı. Cinsiyetini de tam göstermemişti uzun süre.Elleriyle yüzünü kapatıyor.Doktor karnımdan ittiyor ama yok ne münasebet o öyle durmak istiyor. Zar zor yüzünün bir kaç görüntüsünü alabildik. Fındık burunlu, koca dudaklı bir kız olacak gibi gözüküyor. Bizi duyuyor mu, gözünü açıyor mu...vb sorular sormadığım için doktor teşekkür etti. Ben gündüzleri klasik müzik dinletmeye başlamıştım tiz sesleri duyabiliyor diye ama maalesef çok da duyamıyormuş. Suyun içinde sen bizi ne kadar duyarsan o da okadar duyuyor dedi. Ben de klasik müzik dinlemekten böylece kurtuldum. Sadece gözü var dimi soruma sinirlendi doktor. Google'dan sürekli araştırma yapmak yasak dedi. Allaha şükür bir sorun yok şimdilik. 21 Ağustos ile 12 Eylül arası bir yerde gelecek inşallah. Babası ile tanışmamızın 5. yıl dönümü 29 Ağustos diye doğuyor benim içime ama hayırlısı ne zamansa artık.Doktor bir daha 2017 de görüşelim deyince hepimiz şaşırdık. Meğersem ikinci bebeği kastediyormuş. Kıkırdadık ve çıktık. Şükür benim de ruh halim biraz düzeldi, ağrılarım geçti. 23. hafta da böylece geride kaldı.

Not: Tekmeleri net hissetmeye başladım çok şükür....

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Doktor Kontrolünde Neler Oldu? (22. Hafta)

1 aydır Asya'yı , minik fetüsümüzü görmemiştik. Daha önce de bahsettiğim şu 5 duyu aldatmacası zor bir şeymiş. Her an karnımda , ne yesem beraber besleniyoruz ama göz görmeyince insan özlüyor, merak ediyor. İple çektiğimiz doktor kontrolü vakti sonunda geldi. Cuma sabahı uyandık, yıkandım paklandım süslendim ve yola koyulduk. Doktor ile hoş beş yaptıktan sonra doğum ile ilgili endişelerimi söyledim. Doula yani doğum koçluğu ile ilgili düşüncelerini sordum. Doktorum doğum konusunda oldukça rahat. Zamanı geldiğinde o güç içinde var yapabiliyorsan yaparsın dedi. Ama yürüyüş, yüzme ve hamilelik pilatesinin bana faydası olacağını da ekledi. Ufak tefek şikayetlerimden bahsettim (karnıma giren sancılar, çok net hareketlerini hissedemediğimi..vb) ama çok dikkate almadı. Doktorun bu kadar rahat olması iyi mi kötü mü bilemedim. Allah'a şükür normal seyreden bir gebeliğim olduğu için bu kadar rahat herhalde diyip ben de rahatlıyorum aslında. Derken en eğlenceli zaman geldi... Gıcım kamerasını başlattı ve işte Asya görüntüye geldi. Benim şaşkoloz kızım hep bacakaları karnına çekik karşılıyor bizi. Zaten 25 cm olduğu için artık tek seferde tüm vücudunu göremiyoruz. Kafası bacakları ayrı ayrı görüntüye geliyor. Büyüdü diye seviniyorum. Derken doktor kalp atışını görüyor musun dedi. İnanamadım. Küçücük bir nokta ama kalp şeklinde ve pır pır atıyor. Kalp atışlarını defalarca dinledik ama görmek bambaşkaydı. Küçücük bedeninde kocaman bir kalp taşıyan minik meleğim seni çok seviyorum.

Midesi, bacakları, omurgaları derken cinsiyetini tekrar teyit ettik.Evet bir değişiklik yok hala kız ve hep elleri ağzında anası kılıklının:)

Ultrasondan kalkıp da tartıya çıkma vakti geldiğinde o benim rahat, hiç bir şeyi sorun etmeyen sen hamilesin diyen doktorumun gözleri yuvalarından fırladı. Neeee 4,5 kilo mu almışım. Her ay baskül en rahat olduğum kısımdı bu ay korkuyordum zaten. Ama bu kadarına ben de hazır değildim. Alet bozuk filan desem de tabii hiç bir faydası yok. Böyle giderse normal doğuramazsın diye aba altından sopa gösteriverdi doktor. Ben sorumlunun 5 çayları olduğunu söyleyince verdiği diyette böyle bir kalem olmadığını söyledi. Artık 5çaylarına ceviz ile eşlik edeceğim. He bi de sabah yediğim o güzel çikolatalı açmalar, sade sıcacık poğaçalara elveda. Bu sabah erkenden kalkıp insani olarak yumurtalı peynirli bir kahvaltı ettim. Akşam yürüşleri de başlıyoorrr... Gelecek aya kilo bile vermiş olabilirim. "Yapamazsın" kelimesine alerjim var. Hep böyleydi. Bana bir şeyi yapamazsın dediklerinde yapmak için tüm varlığımı seferber ederim. Yaptığım zamanlar da oldu yapamadığım da ama ben elimden geeni yapayım hele bir de Allah büyüktür...

Bu hafta Perşembe günü için ayrıntılı ultrason randevusu aldım. Bu konuda uzman başka bir doktora gidip 3 boyutlu olarak göreceğiz bıdığı. Fotoğraflarını paylaşırım.

30 Mayıs da ise şeker yüklemesi yapılacakmış.O iğrenç glikozlu suyu ilk defa içeceğim ama ne kadar korkunç olabileceğini tahmin ediyorum...ıyyykkk

Doktordan sonra hava o kadar kötüydü ki kendimizi alıveriş merkezine attık. Herkes de öyle yapmış zaten... Biraz gezip eve döndük sonra da akşam eski bir arkadaşımın düğünü için hazırlanmaya koyulduk. Kalender ordu evine doğru yola çıktık ve o mis gibi güzel deniz havasını ala ala ordu evine vardık. Uzun zamandır içimde birikmiş olan oynama hissini bastıramayıp biraz oynadım.Nicedir görmediğim eski plaza arkadaşlarımı gördüm. Mutlu oldum. Bol bol göbeğimi sevdirdim. Eblek ve fazlaca şişko çıktığım fotoğraflar çektirdim ve döndüm...





Ülker Çocuk Sinema Şenliği

Bu perşembe Elif'le Ülker'in bu yıl 7.sini düzenlediği muhteşem bir sosyal sorumluluk projesi olan "Ülker Çocuk Sinema Şenliği"nin davetlisi olarak "Karlar Ülkesi"ni izledik.

Kuzum elinde mısırı filmin başlamasını bekliyor. (Salonda hiç yer yoktu. Komşumuz da mısır almaya gitti)

Filmi beklerken Sabri Ülker Gıda Araştırma Enstitüsü Vakfı'nın çocuklar için "beslenme" temalı şarkısını izledik-dinledik.

Çok beğendik.

Filmin çıkışında bizi bu abla ve abi uğurladı.

Filmden çıkan her kuzuya bu paketlerden hediye ettiler.

Peki bu proje benim için ne ifade etti: 

Belki 7 yıldır pek çok kez reklamlarını duyduk. 

Ücretsiz sinema etkinliği olarak düşündük.

Evet ücretsiz sinema etkinliği. 

Ama aslında daha da fazlası.

O uzun kuyrukta sadece çocuklar yoktu. 

Pek çok anne de vardı. 

Bazısı ilk defa sinemaya gelmişti. 

Belki maddi imkanlar, belki yaşam şartları nedeniyle.

Bu annelerin ve çocukların yüzünde o heyecanı gördüm.

Bu nedenle bu projeyi tebrik etmek istiyorum.

Bazen insanları mutlu etmek için çözüm o kadar kolay ki.

Ülker sadece onların sinemaya gitmesini sağladı.

Ama ben inanıyorum ki o anne-çocukların hayatında - hayallerinde farklı pencerelerde açıldı.

Çıkışta verilen o mini paketler çocukların neşesine neşe kattı.

(İçinde süt, kek, çikolata, sakız, bisküvi vardı) 

Herkesin sanata ve hayallere daha kolay ulaşması dileğiyle


Sevgiler,

Çiğdem

İçerik: http://www.sorananne.com/

Bir boomads advertorial içeriğidir.

8 Mayıs 2014 Perşembe

22. hafta ve yarım kilo köftelik kıyma...

22. haftanın son iki gününü yaşıyorum. Yarın hem doktor randevusu hem de akşama eski bir arkadaşımın düğünü olduğundan bugün bu hafta neler oldu bir bakalım istedim.

Önce mikrofonu Asya'ya veriyoruz. tahminin boyunun 26-28 cm kilosunun ise 500 gr olduğunu söylüyorlar. en son bir cisim ile karşılaştırdığımda iphone'un ağırlığı kadardı (140 gr). Şimdi ise baya 20 25 tane orta büyüklükte köfteye yetecek kadar ki kıyma ağırlığına gelmiş. Maşallah...İnsanların çocuğunu kuşa çiçeğe benzetiği bir ortamda benimkini kıma ile kıyaslamam accık abes olsa da napim aklıma o geldi.

Hızlı kilo almalar şimdi başlıyormuş. Hadi bakalım bu hızlı kilo alma yarışını kim kazanacak. Acemi kuzu mu acemi kuzunun kuzusu mu?

En sevdiğim hareket bu hafta geliyor. Baş parmağını emmeye başlıyormuş. Aferim annecim iyice yap antremanını. Dünyaya gelince de yapış memeye:)

Acemi Kuzu'da sıra... Tabii ki bebeğin artan beslenme ihtiyacı bana halsizlik olarak dönüyor. Demir ve multi vitamin hapını kullanmaya tam gaz devam ediyoyorum. Ama sonuç aynı...Hamileyim dimi...

Tetanoz aşısı krizi sonunda çözüldü. Ayrıntıları merak edenler lütfen tık tık .

Dirseğimde yıllardır duran zararsız ağrısız sızısız duran yağ bezemin iltehaplanası tuttu ve bana 3 uykusuz geceye mal oldu. Tam dirseğimde olduğu için kolumu koyacak yer bulamadım 3 gün. Ama sonunda dün iyileşti şükür. Geceleri bir yandan acıdan sancıdan ağlıyordum bir yandan da şükür ediyordum. Hamilelik benim değişik ruh hallerime sebep oldu. Canımın yanmasına bile şükreder oldum ki yeter ki Asya iyi olsun.

Normal doğuma kendimi motivasyona başladım ki, bununla ilgili bir sürü blog ve yazı okuyorum son 1 haftadır. Yarın doktora gittiğimde bu konuyu mutlaka açacağım. Doktorum her ne kadar şimdi bunları düşünme dese de hazırlıklı olmanın önemi çok vurgulanıyor. Bu konuya özel okuduğum yazılar ve aldığım notlardan bir kaç yazı yazacağım yakında.Konuya tamamen hamile bir kuzu tarafından bakıp, bilimsel dille yazmayacağıma emin olabilirsiniz:)

Hamile kaldığımdan bu yana aldığım kilo sayısı teoride 4 kilo. Benim işime geldiğinden teoride bakıyorum. İlk zamanlar ki mide bulantıları sebebi ile verdiğim 3 kiloyu göz ardı ediyorum. Hiç verilmemiş sayıyorum ve ilk doktora gittiğim kilom ile şimdiki kilomu basit bir matematik işlemi ile birbirinden çıkarıyorum ve mutlu son sadece 4 kilo aldım:)

Hareket olduklarına hala inanamasam da birilerinin beni içten içe gıdıkladığını hissedebiliyorum. Ama olsa olsa günde 4 5 ker oluyor en fazla. herkesin hissiyatı kendine o yüzden bir şey diyemeyeceğim ama ben hala çok da net hissedemediğimi düşünüyorum. Geçtiğimiz haftalar kadar kafayı hareketleri ile bozmasam da hala içimde bir şüphe var. hareketler ile kafayı bozduğumun ayrıntıları için tık tık. Ben neden hissedemiyorum? yarın dokora gittiğimde hareket ettiğini görür de biraz rahatlarım inşallah.

Yarınki doktor kontrolü sonrası ayrıntıları yine paylaşacağım. Asya'ya hepinizin selamını söylerim.:) Bize şans dileyin görüşürüz...








7 Mayıs 2014 Çarşamba

Allah muhtaç etmesin, hem de yokluklarını göstermesin...

Allah muhtaç etmesin hem de yokluklarını göstermesin...Bu laf genelde hastane veya doktorlar için halk arasında söylenen bir laftır. Ben de çok sık kullanırım. Ama bu yazının konusu doktorla değil evde temizlik için yardıma gelen bayanlar. Ekim ayında yeni evimize taşınmadan hemen önce ilk temizlikte yardımcı çağırmıştım. İnşaat pisliği olmayan  eşyasız ev için benden ekstra para istediği, sabah özel araba ile evlerinden alınmalarına rağmen dönüş için yol parası istediği ve boyalı yerleri süpürürken elektrik süpürgesi kullandığı için kızıp bir daha çağırmamıştım. Yılbaşından önce hamile olduğumu bilmeme rağmen yüksekten korktuğum için sadece camları silmek için annemin apartmanında görevli bayanı çağırmıştım. Tüm evi şakır şakır yıkamış tertemiz etmiştim hem de ne güzel olmuştu. Sonlara doğru karnıma giren sancı ile ya hamileysem düşüncesi aklıma gelse de bir şey olmaz demiş bebek haberimizi tertemiz evimize almıştım. O gün bugündür şöyle kallavi içime sinesine bir temizlik yapamadım. Korku ile her hafta yavaş yavaş bir kaç güne yayılan temizlikler yaptım. Ta ki artık içime sinmemeye başlayınca yeni birini bulup çağırdım. Dün sabah geldi. Güzel bir kahvaltı ettik. Sonra ben işe geldim onlarda annemle işe koyuldular. Saat 10:00 civarlarında başladı işler ve saat 18:30 civarında bitmiş.1 nevresim takımı 2 gömlek 1 pantalon ve 5-6 t-shirt'ten oluşan ütüler için hali olmadığını yarın geleceğini söylemiş ben de tamam dedim. Ütü için sistem geliştirdiğim için günlere yaya yaya biriktirmeden yapmaya başlamıştım. 1-2 makina çamaşır var alltı üstü o da günlük ütü sayılır. Bugün geldi anahtarı alıp gitti ve 1-1,5 saat sonra geri geldiğinde 50 TL ütü parası istedi. Gözlerim yuvalarından fırladı. Her parçayı tek tek kuru temizlemeye versem inanaın 50 TL tutmaz. Tabii bunun yanısıra ben sabahtan beri çalışıyorum ve henüz 50 TL kazanmadım. İnanamadım. Tabii ki pazarlık ettim ve 30'dan 20'ye indi. Ama sanmıyorum ki bir daha bunu kabul etsin.

Ev temizlik işini yapanlara saygı duyuyorum. Cam tepelerinde belleri kopa kopa temizlik yapıyorlar. Bence keşke herkes kendi evini temizleyebiliyor olsa da temizlesek. Ama böyle zor durumlar için gerçekten suistimale açık hale geliyorsunuz. Şimdilik elim mahkum olduğu için mecbur katlanacağım. Ütü konusuna gelince karnımın büyüklüğünden ütü masasına ulaşamayacağım zamana kadar kendi yapmaya devam edeceğim:)


6 Mayıs 2014 Salı

Bir varmış bir yokmuş dünya rüyaymış 1...

Koca göbek, hamilelik, doktor konularına ara verip biraz da başka şeylerden bahsemek istedim. Hem böylece acemi kuzu kimdir biraz daha fikriniz olur. Hep günlük hali ile görmeye alıştığınız acemi kuzu bu sefer bir gelin. 17 Eylül 2011'e dair kısa kısa notlarımın birinci bölümü aşağıda. Klasik gün anlatımından farklı olarak acemi kuzu tarzında;

*3 tane gelin ayakkabım vardı. Biri sadece fotoğrafı çekilen topuklu ayakkabım, Biri nikahta ve düğünün bir kısmında ayağaımda olan babetlerim ve en muhteşem olanı sevgili parmak arası terliklerim. Boy avantajımı da kullanarak tüm fotoğraf çekimleri boyunca gelinliğimden gözükmediği için parmak arası terlikler ile çocuklar gibi şen poz verdim.

*Nikahım ve düğünüm birer hafta ara ile olduğu için ayrı ayrı söylemem gerekir ki; nikahtan önce tüm sabahı kuaförde kahve çay kakara kikiri geçirdim. Heyecanlı, stersli...vb tabirler bana tamamen uzaktı. Sadece mutluydum. Düğünün sabahı ise Antalya'ya düğüne gelen arkadaşlarım ile beraber havuzda yüzüyor çimiyordum. Görümcemin artık kuaföre gitmemiz lazım göz devirmeleri ile sürüne sürüne havuzdan çıktım. Yine ne stres ne heyecan. sadece mutluydum.Herkese de o anın tadını çıkarmayı tavsiye ederim. Bak nerde bir daha o güler...

* Gelin arabama bayıldım. Bana gelinlik mi klasik araba mı diye sorsalar kesin araba derim. öyle rahat öyle şeker ki. Bir de siz siz olun gelin arabanıza başka kimseyi almayın. Ben öyle yaptım şahsen. Bu size ve eşinize ait bir gün. Yol dışında yalnız kalabileceğiniz başka bir yer olmayabiliyor.

*Maltepe evlendirme dairesinde nikah kıyacaksanız şunu bilmelisiniz; Gelin odasından çıkıp bindiğiniz o asansör hemen arka kapısından salonun önüne açılıyor.benim gibi basılmış psikolojisi yaşamayın. Görevli uyarıyor ama beyin o sırada düşünme yetisini kaybettiği için siz anlayamayabiliyorsunuz.

*Konukların önüne çıkacağınız anda kalbin yerinden çıkacak, suratın alev alacak gibi geliyor ya. Merak etmeyin hiç bir şeycik olmuyor.


Çok sevdiğim arkadaşım designcholic'in tanışmamız,evliliğimiz ve düğümüz üzerine yaptığı röportajı burda bulabilirsiniz. http://designcholic.com/ayse-onur/






Sağlık Ocağı Maceraları 3

Bu seferki maceramız bol ertelemeli, ama kısa bir macera. Bildiğiniz gibi 20. hafta itibari ile vurulması gereken tetanoz aşısını 22. haftada olmama rağmen hala vurulamamıştım. Birinci sebebi ben bu aşıyı eczanelerde, hastanelerde bulamıyoruz sadece sağlık ocaklarında bulabiliyoruz sanıyordum. Boşuna bana acemi kuzu demiyoruz. Cahillik işte. 8. sınıf aşıları ile aynı döneme gelince sağlık ocaklarında aşı bulunmaz oldu. 1 hafta bekledim. Bir yandan da tedirgin olmaya başlamıştım ki sağlık ocağı hemşiresi 9,90 TL'ye eczaneden alabileceğimi söyledi. Koşa koşa gittim eczaneye siparişini verdim. O gün öğleden sonra alıp vurdurabilirsim. Ama bu sefer de iğne korkum baş gösterdi e bi de ne de olsa aşı ya riski olur ise diye korktum Çok büyük boyutlarda olmasa da kan almadaki zorlanmamdan dolayı iğneyi sevemiyorum. Yok sağlık ocağı kalabalık, yok bugün işler yoğun diye diye erteledim. Sonra baktım ki böyle olmuyor gözümü karartıp dün aşımı alıp vuruldum. Vururken bildiğin ilacın dağılışını hissettim. 3-4 gün ağrı yapabilir, ya da hiç bir şey yapmaz dedi. Gerçekten de hafif bir ağrı dışında bir zararı olmadı. Sanki böyle kapıya sığamazsın da kolunu kapının kenarına vurusun acır, işte o kadarcık. Herkeste farklı olabilirmiş. Ben şükür aşıdan zorlanmadım.

Gelelim aşının ne işe yaradığına; tabii ki tıbbı bir açıklama beklenmemesi gerektiğini hatırlatarak, sadece okuduklarımdan çıkardığım sonucu buraya yazıyorum. Öncelikle korktuğum gibi bir riski yokmuş. Çünkü diğer aşılar gibi canlı organizma içermiyormuş. Faydasına gelince anne doğum sırasında eksik starlizasyondan dolayı kesip biçme işlemlerinde tetanozdan korunuyor. Bebek de aynı şekilde göbek bağı ve kesilerinde mikrop kapmıyor. Yenidoğan tetanozunun riski de ölümcül olduğu için ağrısa da riske girmeye değmez. Bazı doktorlar gerekli bulmuyormuş, ama benim dokorum vurduralım dedi. Bir sonraki doz 4 hafta sonra uygulanıyor. Doğumdan en az 2 hafta önce vurulması gerekiyormuş. O yüzden çok da ertelememek 20. haftalarda vurdurmak gerekiyor.

Benim bir sonrakini 02 Haziran-20 Haziran arası urdurmam gerekiyor. Neler yaşamışım yine paylaşırım. Cinsiyetini öğrendikten sonra ilk defa bu Cuma saat 11:30'da doktora gideceğiz. Bir muz büyüklüğüne ulaştığı söylentileri var merakla bekliyoruz...

4 Mayıs 2014 Pazar

Bebek Odası Seçimi Dedikleri...

Bir kaç zamandır aklımı meşgul eden mesele daha önce sizinle de paylaştığım gibi bebek odasının seçimiydi. Sayfa sayfa fotoğraf bakıp acaba nasıl olsa diye düşünüyordum. Aklımda net olan iki şey vardı. Biri içinde mutlaka kuzu olmalı ki acemi kuzunun yavrusuna da kuzu yakışır. İkincisi Asya'yı anti prenses olarak eğiteceğim için şatolu, prensesli bir şeyler olmaması. Bu anti prenses eğitimi tamamen başka bir yazının konusu olmaya aday bu arada. Çıkış noktasından bahsetmek gerekirse; yıllar evvel bir üniversitede hocalık yapan bir ablam demişti ki" Bu kızları evde prenses prenses yetiştiriyorlar. Üniversiteyi kazanıp da gerçek dünya ile tanışınca prenses olmadıklarını hatırlatmak bize kalıyor" İşte bundan yola çıkarak; bankacı eskisi esnaf bir anne ve mühendis bir babanın kızının prenses gibi yetişmemesi en birinci isteğim. Daha sonra bu konuya döneceğim. Teoride bu konuda oldukça netim ama pratikte belki sapmalar olabilir:)

Dönelim oda konusuna bugün ilk defa İstanbul Dudullu'daki Modoko mobilyacılar çarşısına gidip canlı canlı mobilya baktık. 3 saat süren gezinin sonunda ancak bir sokaktaki 6-7 mağazayı gezip 3 model beğenebildim. Özünde bakarsanız, bir süre sonra hepsi birbirinin aynısı. Onu da yaparız bunu da yaparız diyor satıcılar. Fonksiyonelite olarak bazı şeyler net. 
Büyüyebilen bir yatak olacak ki küçük hanım 7-8 yaşına kadar yeni bir odaya ihtiyaç duymasın. 
Yatağının altı bazalı olacak ki kalabalığımız kalksın. 
Dolabı camsız olacak ki kırıp da kafasını gözünü yaralamasın. 
Dolap, şifonyer,alt açma komidini, oyuncak sandığı, yatak ve emzirme koltuğu alınacak.
Emzirme koltuğu tekli bir koltuk olmayacak ki, tombul loğusa bunalıma girmesin.

Zaten bu özellikler çoğu modele uygulanabiliyor. Bazı tasarıma önem veren hem de pahalı olan mağazalar var ki orlarda bunlardan bazılarını bulamıyorsunuz. Şükür ki bunlar bu sayede eleniyor.

İşte asıl konu bundan sonra başlıyor. Başta kısaca bahsettiğim anti prenses olayı burada devreye giriyor. Benim bilmediğim meğersem ben klasik tarza daha yakınmışım. Beğendiğim iki modelden biri fiyonk oymalı, dantel tekstilli, diğeri balerin konseptli bol pembeli. Sade modellerin hepsi çok erkeksi gözükyor bunların yanında ben ne yapayım:) Onun için diyorum ki büyük konuşmayın. Diğer model kuzulu. O da kafama yattı gibi.Ama hazırda ürün yok, dekoratör çalışma yapıp bilgisayarda gösterecek uygun denirse atölye çalışacak. Yani biraz riskli. Ya benim hayal ettiğim gibi durmazsa korkusu bu fikirden beni biraz uzaklaştırıyor.

Bu durumda seçenekler ikiye düşüyor. Biri beyaz kursela konsepti olan sadece oda, diğeri balerinli. Kurdelalının fotoğraflarını bulamadığımdan paylaşamıyorum. 

Balerin konseptli takımın aynısını internette buldum fotoğraflarını; Yapılmasını istediğim değişiklikler kulplar beyaz kristal olacak,komidin ve şifonyerdeki fiyonk ve akan taşlar olmayacak, cibinlik kilometrelerce uzağa atılacak. Şimdi bu takım ile ilgili düşüncelerinizi sorsam?